KMO

TPAO HALKINDIR BÖLÜNEMEZ, TAŞERONLAŞTIRILAMAZ, ÖZELLEŞTİRİLEMEZ

    Yayına Giriş Tarihi: 21.12.2016  Güncellenme Zamanı: 21.12.2016 11:09:52  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

Güncellenme Zamanı: 21.12.2016 11:29:55

Ülkemizin gözde kurumlarından TPAO neoliberal politikaların bir sonucu olarak “Bütünsel Dönüşüm Programı” adıyla bölünüp yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu program sonuç itibari ile tam bir “özelleştirmedir”.

Petrol dünyanın en önemli enerji kaynaklarının başında gelmektedir. Petrol, sanayileşmiş ülkeler için küresel bir sorun olarak görülmekte ve kaynakların gittikçe azaldığı dünyamızda stratejik ürün açısından iktisadi ve politik bir argüman olarak değerlendirilmektedir.

1954 yılında 6326 sayılı petrol kanunu uyarınca ulusal bir yatırım olarak kurulan TPAO, sektörün kendine has yapısı nedeni ile dikey yapılanmaya gitmiş ve TÜPRAŞ (Rafineriler), POAŞ (Dağıtım ve Pazarlama), DİTAŞ (Deniz tanker taşımacılığı), PETKİM (Petrokimya tesisleri), İGSAŞ (Gübre Fabrikaları), BOTAŞ (Boru hatları ile petrol taşıma) gibi stratejik öneme sahip katma değeri yüksek kuruluşları da bünyesinde ihdas etmiştir. Böylece hampetrolün aranması, üretimi, taşıması, rafinajı, dağıtımı ve petrokimyasal üretimleriyle TPAO entegre bir yapı haline gelmiştir. Dikey yapılanma veya entegre bir yapı olarak çalışılmasında en önemli neden doğrudan piyasaya satış yaparak büyük gelir sağlayan bağlı kuruluşların ana gövde olan TP`ne subvansiyon sağlanmasıdır. Sektörel açıdan bakıldığında hampetrolün çıkarılması, rafinajı ve bağlı üretimleri diğer birçok ülkede olduğu gibi entegre bir kamu yatırımı olarak gözlenmekte olup bu tür stratejik öneme sahip ulusal kuruluşları özelleştirmekten kaçınılmaktadır. Tersi bir uygulama Arjantin` de yaşansa da petrol üretim kapasitesinin düşmesi sonucu, Arjantin Hükümeti özelleştirdiği petrol şirketinin % 51 hissesini 2012 yılında tekrar geri alarak yeniden kamulaştırmaya gitmiştir.

Sektörde yaşanan bu tür olaylara aldırmaksızın TPAO` na bağlı kuruluşlar arasındaki ilişki uygulanan neoliberal politikalarla bozulmuş, yenileme yatırımları yapılmadığından tesisler üretim yapamayacak duruma gelmiş ve böylece başlangıç hedeflerinden uzaklaşan bu kuruluşlar zaman içerisinde dikey yapılanmadan koparılarak her biri ayrı birer şirket haline getirilmiş olan bu kuruluşlardan POAŞ 2000 yılında, İGSAŞ 2004 yılında, TÜPRAŞ 2006 yılında ve PETKİM 2008 yılında özelleştirilmiştir. 

Uygulanan politikalar sonucu TPAO; 2005 yılına kadar yurt içi hampetrol talebinin %9,2 sini karşılamaktayken, 2015 yılı itibari ile ancak %6,4 ünü karşılar duruma gelmiştir. Hatta, 2014 yılı sonu itibariyle 87 olan aktif kuyu sayısı 2015 yılı sonunda 38 kuyuya inmiştir. Bu rakamlardan görüleceği üzere kuyularda bir iyileştirme yapılmamış ve yanlış siyasi tercihler nedeni ile de üretim %30 civarında düşmüştür.

Bağlı kuruluşları bünyesinden tek tek koparılarak dikey yapısı ortadan kaldırılan TPAO` nın şimdi ise ana gövdesi olan TP`ni özelleştirmek için çalışılmaktadır. Bu amaçla, Petrol arama ve işletme hakkını sadece TPAO` na veren 6326 sayılı petrol kanunu değiştirilerek 2013 yılında yürürlüğe sokulan 6491 sayılı petrol kanunuyla TP`nin de özelleştirilmesinin önü açılmıştır. Fakat özelleştirme ifadesinden kaçınılarak konu "Bütünsel Dönüşüm Programı" adıyla kamufle edilmektedir. Bu işlem bir dönüşüm değildir. TP yeni bir yatırım yapmaktan kaçınıp, parçalayarak küçültüp elden çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu faaliyetler TPIC adlı şirket üzerinden gerçekleştirmek istenmektedir.  TPIC, bir kamu iktisadi teşekkülü olmayıp 1988 de Jersey-Kanal/Karayipler` de TPAO tarafından 20 milyon $ sermayeyle kurulmuş uluslararası bir offshore şirketidir. TPAO 25 yıl boyunca bünyesinde tuttuğu bu şirket üzerinden saha servis hizmetini gerçekleştirmiş, bu arada kurum içinde taşeronlaşmayı da bu şirket vasıtası ile yaratmıştır. Ancak 2013 yılında TPİC, sermayesi Bakanlar Kurulu Kararı ile 500 milyon $`a yükseltilerek BOTAŞ a bağlanmıştır. Şimdi ise TP` nin bir kısmı 2013 yılına kadar bünyesinde tuttuğu bu offshore şirketi olan TPIC`nı e devredilmek istenmektedir. Başlangıçta sadece saha servis hizmetlerinin devredilmesi düşünülen TPIC` e aynı zamanda Petrol-İş Sendikası üyesi 1.000 kişinin de özlük hakları saklı kalmak üzere devri söz konusudur. Bu işlem özelleştirmenin ve taşeronlaştırmanın yeni bir yoludur. TPIC, proje bazlı ve sezonluk çalıştığı için TP` den devredilecek personeli ihtiyaçları doğrultusunda istihdam edeceği gibi bu personelin kamu istihdamı ile garanti altına alınmış olan hiçbir güvencesini de sağlamayacaktır. Böylece "özlük hakları saklı kalacak" ifadesi de hiçbir anlam taşımayacaktır.

TP, bu şekilde verimliliğe odaklı, istihdamı esnek ve güvencesizleştirilmiş bir şirket haline getirilmek istenmektedir. Hâlbuki KİT`ler kamu yararına kurulmuş, kar amacı gütmeyen sanayinin itici gücü olan iktisadi yapılardır. TP de bu amaçla kurulmuş bir KİT` dir. Bu kuruluşlar aynı zamanda kalifiye personelin yetişip sanayiye katkı sağlamasında da büyük rol oynamıştır. Şimdi ise "kar etmiyor, istihdam fazlası var, zarar ediyor" gibi bahanelerle elden çıkarılmaya çalışılmaktadır. İşin garip tarafı da kar eden TPAO ve bağlı kuruluşlarını doğru yönetemedikleri için zarar ettiren bu yöneticilerin şimdi bu durumu gerekçe göstererek TP` ni de özelleştirmek istemesidir. Hâlbuki yönetici, kamuya ait bir kuruluşta ancak kamu yararına olacak şekilde bir tasarrufta bulunabilir. Yöneticinin, üstelik de stratejik öneme sahip bir ulusal kurum için kamu zararına neden olacak bir tasarrufta bulunması asla kabul edilemez. Bu konu sadece TP Genel Müdürlüğünde yaşanacak basit bir olay değildir. Bu olayın sosyal boyutu da vardır. Konu petrol sahalarının bulunduğu Batman, Adıyaman ve Lüleburgaz gibi kentlerimizi ekonomik anlamda tahmin edilemeyecek bir sıkıntı içerisine sokacak olup bu yörelerdeki halk kitlelerinin doğrudan evine giren ekmeğini etkileyecektir. Hatadan bir an evvel dönülmeli, geçmişte olduğu gibi TPIC tekrar TP bünyesine alınarak servis hizmeti yine bu şirket vasıtasıyla yürütülmeli, taşeronlaşmaya izin verilmeksizin birlikte çalışmaya karar verilmelidir. Ayrıca TPAO‘ nun yeniden inşası için kendi bünyesinden koparılan bağlı kuruluşların Arjantin örneğinde olduğu gibi kamulaştırılarak entegre çalışan bir sistemin acilen kurulması gerekmektedir. 

Servis hizmetlerinin dışarıdan bir firma aracılığıyla yürütülmesi sektörde 1990`lı yıllardan beri, özellikle petrol fiyatlarının düşük rakamlarda seyrettiği dönemlerde sıkça uygulanan bir metottur. Yurt dışı petrol kuruluşlarına baktığımızda Çin, Rusya ve dünyanın bir çok ülkesinde petrol şirketlerinin bu hizmeti kurum bünyesinden sağladığı bilinmektedir.

Dünyada kanıtlanmış petrol rezervlerinin %80`inden fazlasını kamu petrol şirketlerinin yönettiği dikkate alınarak sektördeki özelleştirme politikalarına derhal son verilmeli, Arjantin örneğinde olduğu gibi üretimden rafinaja, petrokimyadan akaryakıt dağıtımına kadar TP çatısı altında bir entegrasyon yeniden sağlanmalıdır. Ayrıca TP yönetimi kamuda istihdamın güvenceli, kadrolu ve sürekli olması ilkesini gözetmelidir. Taşeronlaşmaya olanak sağlamamalıdır.

Bu özelleştirme Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından geçtiğimiz günlerde hazırlanarak kamuoyuna sunulan ve 2017-2020 dönemini kapsayacak Türkiye Kimya Strateji Belgesi`nin hedefleri ve eylemlerine de aykırıdır. Zira o belgede Petrol ile ilgili (servis, arama, rafinaj, vs.) devletin yeni yatırımlar yapması öngörülmektedir.

Uygulanmak istenen bu program ile TP bünyesinde yapılan sondaj, kuyu tamamlama hizmetleri, sismik gemi dahil jeofizik operasyonlar, çimentolama, log ve çamur operasyonları gibi faaliyetler TİPİC` e devredilecektir.

Üzerinde bulunduğumuz Ortadoğu, dünyanın en geniş petrol ve doğalgaz rezervlerinin kaynağı olarak tüm savaşların arenasıdır. Petrol, ulaşım sektörünün vazgeçilmez girdisi olarak en fazla kullanılan yakıttır. Dünya siyasetine doğalgaz ile birlikte yön veren önemli bir silahtır. En son veriler itibarıyla petrolün yüzde 48`i Ortadoğu`da; en fazla da Suudi Arabistan`dadır. Dünya petrollerinin yüzde 10`una İran, yüzde 11`ine Irak sahiptir.  Yine dünyada ağır petrol olarak en fazla rezerv Venezüella`dadır. Venezüella`nın başının bir türlü beladan kurtulmaması ve Ortadoğu`da yıllardır süren savaşların en önemli nedenleri başında da petrol politikalarının gelmesi tesadüf değildir. Türkiye kullandığı petrolün ancak % 7` sini üretiyor olsa da ülkemiz toprakları özellikle de denizlerimiz petrol açısından hiç aranmamıştır. O nedenle ülkemiz petrol rezervleri konusunda kesin bir şey söylemek doğru değildir.

Türkiye`nin enerjide dışa bağımlığı dikkate alındığında ortaya çıkan tablonun vahim olduğu görülecektir. Hali hazırda enerjide % 27 oranında petrol kullanılmaktadır. Bunun da %93` ünün dışardan alındığı dikkate alındığında durum daha iyi anlaşılır. Enerjide % 75 oranındaki dışa bağımlılık ve her yıl ödenen 55 milyar dolarlık fatura dikkate alındığında elimizdeki yerli kaynakların kıymeti daha iyi anlaşılır.

Son 30 yılda bu alanda bilinen tek şey sürekli özelleştirme yapıldığı gerçeğidir.  Bu özelleştirmelerin ulusumuza, halkımıza, insanımıza hiçbir faydası olmadığı gibi bu kaynaklara yapılan zamlardan ötürü halkımız araç kullanamamakta, elektrik tüketememekte ve ısınamamaktadır. Şimdiye kadar yapılan özelleştirmelerden ne fayda sağlandığı da belli değildir. Bu özelleştirmeler sonucu elde edilen gelirlerin nereye harcandığı da keza öyle.

Biz Kimya Mühendisleri Odası olarak; meslek alanımızı daraltacak, meslektaşlarımızı ve işçilerimizi işsiz ve güvencesiz bırakacak, halkımıza faydası olamayacak, TPAO`nun yapısını bozarak kurumu parçalayıp özelleştirmenin önünü açacak bu politikalara mesleki sorumluluğumuz gereği karşı olduğumuzu kamuoyu ile paylaşmak isteriz.

TMMOB
KİMYA MÜHENİDSLERİ ODASI 


Okunma Sayısı: 436

Tüm Basın Açıklamaları »

 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME