KMO

ODA BAŞKANIMIZ DR. ALİ UĞURLU’NUN 46. DÖNEM GENEL KURULUNDA YAPTIĞI KONUŞMA

    Yayına Giriş Tarihi: 29.03.2018  Güncellenme Zamanı: 29.03.2018 15:30:59  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

Güncellenme Zamanı: 29.03.2018 15:58:07

Türkiye’deki 26 bini aşkın Kimya Mühendisinin temsilcisi olan KMO örgütlülüğünün demokratik yapısının güvencesi olan genel kurullar sürecine girdik. Şubelerimizde başlayan bu süreç, Oda Genel Kurullarımız ile ve TMMOB 45. Genel Kurulu ile tamamlanacaktır.

KMO örgütlülüğü açısından genel kurullar süreci basit anlamıyla yönetim organlarının belirlendiği birer seçim süreci değildir. Bizler için genel kurullar süreci, Şubelerimizin ve Odamız örgütlülüğünün iki yıllık çalışma döneminin demokratik ve katılımcı şekilde tartışıldığı, çalışma programımızın ve mesleki-politik yönelimlerimizin belirlendiği, örgütsel yapımızın yenilendiği dönemdir.

Sevgili Arkadaşlar,

Geride bıraktığımız iki yıllık çalışma dönemi boyunca, Türkiye tarihinin en çalkantılı siyasal ve toplumsal anlarına tanıklık ettik. Toplumu bütünüyle kuşatan şiddet ortamı, muhaliflere yönelik baskılar, darbe girişimi, olağanüstü hal rejimi, kanun hükmünde kararnameler, belediyelere atanan kayyumlar, Anayasa değişikliği ve ekonomik krizin birbirini izlediği büyük bir kaosun içinden geçiyoruz.

Yaşadığımız bu derin krizin tek sorumlusu, ülkeyi onaltı yıldan bu yana yöneten AKP iktidarıdır. Anayasayı çiğneyerek, kanunları yok sayarak, parlamentoyu askıya alarak, medyayı teslim alarak, toplumu saflaştırarak, ülkenin tüm zenginlikleri kendi ihtiyaçları için kullanarak yarattıkları bu ortam ülkenin huzurunu ve geleceğini tehdit etmektedir.

Geçtiğimiz iki yıllık çalışma dönemimiz AKP`nin yıkım politikalarına karşı ülkemizi, mesleğimizi ve meslektaşlarımızı savunmakla geçti. Hukuki, mesleki ve toplumsal alanda bütünlüklü olarak yürüttüğümüz bu mücadele, siyasal iktidarın topyekûn saldırısı karşısında hem kendi örgütlülüğümüze hem de emek ve demokrasi güçlerine büyük bir umut kaynağı oldu.

İçinden geçtiğimiz bu zor dönemde TMMOB ve KMO örgütlülüğü olarak demokrasiye, özgürlüklere, bağımsızlığa, laikliğe ve toplumculuğa olan bağlılığımızdan asla taviz vermedik. 15 Temmuz Darbe girişimine nasıl karşı çıktıysak, AKP`nin darbe nedeniyle yürürlüğe koyduğu hukuksuzluklara da karşı çıktık. 

Kanun Hükmünde Kararnamelerle haksız ve hukuksuz biçimde işlerinden atılan, gözaltına alınan üyelerimize sahip çıktık,  işlerine geri dönmeleri için girişimlerde bulunduk. Güçler ayrılığını ortadan kaldıran, hukuk devleti anlayışını yok eden, halk iradesini yok sayan KHK`ların iptal edilmesi için mücadele ettik. 

Toplumsal ve mesleki alanda yürüttüğümüz tüm çalışmalarda Odamızın neoliberal saldırganlığa, kentlerin yağmalanmasına, ormanların tahrip edilmesine, kıyılarımızın satılmasına, çevrenin katledilmesine, hukukun çiğnenmesine, laikliğin ortadan kaldırılmasına, eğitimin muhafazakârlaştırılmasına, bilimin yok sayılmasına karşı önemli bir toplumsal dinamik olduğunu gördük. Ve bizler KMO örgütlülüğü olarak, açtığımız davalarla, yürüttüğümüz kampanyalarla, hazırladığımız bilimsel raporlarla, kamuoyuna yönelik yaptığımız açıklamalarla bu toplumsal muhalefet hareketlerinin en ön saflarında yerimizi aldık. Yıkım ve talan politikalarına karşı meslek alanlarımızı ve bilimi savunduk.

Biz gücümüzü almış olduğumuz eğitimden, yüreğimizdeki insan sevgisinden, mesleğimizin toplumcu ve üretici özünden, tüm saldırılara karşı bizlere sahip çıkan üyelerimizden ve halkımızdan alıyoruz. Gücümüz de buradan geliyor.

Sevgili Arkadaşlar,

Bu kararlı ve mücadeleci tutumumuz nedeniyle son iki yıl boyunca çok yönlü saldırılarla karşı karşıya kaldık.

Geçtiğimiz dönemde örgütlülüğümüze yönelik saldırıların belki de en ciddisi, 2014 yılından bu yana devam eden ve "Denetleme" adı altında kurumsal özerkliğimizi ortadan kaldırmaya yönelik girişimdir. KMO` ya anayasa ve yasalarla tanına kamusal görev ve yetkileri sınırlandırmak amacıyla yürütülen bu girişim geçtiğimiz aylarda yeni bir boyut kazanmıştır. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı`nın odamıza karşı açtığı davada mahkeme, Oda Yönetim Kurulu üyelerimizin görevden alınmasına karar vermiştir.

Bir başka durum da yönetmelik değişiklikleriyle odalarımızın kamu adına yürüttüğü mesleki denetim faaliyetlerini sınırlandırma çabalarıdır. Odalarımızın faaliyet alanlarını sınırlandırmak için yapılan değişiklikler, hizmet alanlarındaki denetimi, güvenliği ve kaliteyi ortadan kaldırarak telafisi mümkün olmayan kamusal zararlara yol açmaktadır. Geçtiğimiz ayda beş farklı yönetmelik değişikliğine gidilmiş ve bunun sonucunda odamız ciddi olarak zarar görmüştür.

Örgütlülüğümüze yönelik saldırılar odalarımızla ve mesleğimizle sınırlı kalmamış, meslektaşlarımızın haklarına da yönelmiştir. Bunun en somut örneği, Sosyal Güvenlik Kurumu ile Birliğimiz arasında 2012 yılında yapılan asgari ücret belirleme protokolünün tek taraflı olarak feshedilmesidir. İşsizliğin, enflasyonun ve hayat pahalılığının bu denli arttığı bir dönemde, meslektaşlarımızı düşük ücretlerle kayıt dışı biçimlerde çalışmaya, geleceklerinde ise düşük emeklilik ücretlerine mahkûm etmeye zorlayan bu karar, AKP`nin emek düşmanı yüzünün en önemli göstergelerinden biridir.

Örgütlülüğümüze ve meslektaşlarımıza yönelik tüm bu saldırılara rağmen bizler hiç boyun eğmeden, hiçbir üyemizin boynunu eğdirmeden mücadele etmeye devam ettik, bundan sonra devam edeceğiz.

Sevgili Arkadaşlar

Geçtiğimiz iki yıl boyunca üyelerimize mesleki, ekonomik ve sosyal alanlarda sahip çıkma mücadelesi verdiğimiz gibi, mesleki gelişmelerin toplumsal çıkarlar için kullanılması doğrultusunda da büyük gayret gösterdik.

Bu dönem boyunca, Şubelerimiz sekiz sempozyum ve çalıştay gerçekleştirmiş, onlarca rapor ve meslek alanımız ve toplumsal sorumluluklarımızla ilgili basın bülteni yayınlayarak kamuoyunu bilgilendirmişlerdir. Bunun dışında odamız bünyesinde 447 eğitim düzenlenmiş ve bu eğitimlere binlerce kişi katılmıştır.

Yine bu dönem boyunca açtığımız davalar ve yürüttüğümüz hukuki mücadele ile şehirlerimizin, kıyılarımızın, madenlerimizin, havamızın, suyumuzun, çevremizin yağmalanmasına karşı önemli davalar kazandık. Çaldağ`ında, Dosab`da, Bergama`da, Soma` da, Bakırçay`da, Akkuyu`da ülkemizi, bilimi ve mesleğimizi savunduk. Üyelerimizin haklarını koruma ve teknik yönetmeliklerin mesleki ilkelere uygunluğu noktasında önemli kazanımlar elde ettik.

Değerli arkadaşlar

Yaşadığımız bu olumsuzlukların arka planını analiz etmeden ne doğru bir mücadele anlayışı geliştirmek ne de meslek alanımızı ve meslektaşlarımızı savunmak mümkündür. Bilindiği üzere bundan yaklaşık kırk yıl kadar önce 24 Ocak Kararları denilen ve deyim yerindeyse ülkemize makas değiştirecek olan kararların uygulanabilmesi için ülkedeki sağ sol çatışması tırmandırılarak ve bahane edilerek 12 Eylül darbesi gerçekleştirilmişti. 24 Ocak kararlarının üç önemli sonucu vardır. Bunlardan birincisi Türkiye artık planlamadan vazgeçecek, ikincisi sermaye giriş ve çıkışı serbest bırakılacak ve ithal ikamesi ekonomik modelinden vazgeçilecekti. Bu üç önemli sonuç bu gün yaşadığımız sorunların başlangıcı olmuştur. Planlamadan vazgeçilerek her alanda bir kaos ve karmaşanın doğmasına neden olunmuştur. Aynı şekilde Türk sermayesi yeterince birikime sahip ve güçlü olmadığı için çıkamamış buna karşılık yabancı sermaye alabildiğine ülkeye girmiştir. Özünde üretime dayanan bir kapitalist model olan ithal ikameci modelin terk edilmesi ile de ülke üretme hedefinden vaz geçerek ithalata boğulmuştur.

24 Ocak kararları ve 12 Eylül darbesi ile girilen ülkemizde sermaye eli ile liberal - muhafazakâr toptan karşı devrim gerçekleştirilmiştir. Özallı yıllarla birlikte paradigma toptan değişmiştir. Günlük hayattan en politik tavra kadar deyim yerindeyse bir düzen değişikliğinin temelinin atıldığı o günlerin ülkeye ve insanlara ne metaforlar yaşattığı hafızalarımızdan silinmemiştir. Neoliberalizm denen bu politik - iktisadi sistemin yayılması için kültürel – toplumsal üst yapı da dönüştürülmüştür.  Bunun adı kısaca her şeyin piyasalaştırılmasıdır. Piyasanın kolayca oluşabilmesi ve düzenlenebilmesi için toplumun sosyolojik anlamda yeniden üretilmesine ihtiyaç vardır. Televizyon, bilgisayar ve cep telefonlarının ortaya çıkması ve yaygınlaşması da ne tesadüftür ki tam da bu döneme rastlamaktadır. Bütün bu gelişmeler toplumsal, sınıfsal ve kültürel yapıda önce melezleşmeyi ve sonra da esnekleşmeyi de beraberinde getirmiştir.  Sonuçta bu esneklik ve melezleşme hayatın her alanında ciddi bir eksen kaymasına neden olmuştur. Artık neoliberal düzenin kurumsallaşması için önündeki bütün engelleri ortadan kaldırılmıştır. 

Bütün bu düzenlemelere rağmen ardı ardına yaşanan krizler sonrası kamu işletmeleri ve KİT`ler özelleştirilerek satılmıştır.1925`ler sonrası büyük ölçüde kamu yatırımları ortaya çıkan ve daha sonraları da teşviklerle küçük işletmeler halinde gelişen kimya sanayi bu dönemde büyük ölçüde ithal ikamesi ile büyümüştür. 1925 yılları sonrasında dünya kimya sanayine koşut olarak gelişen kamu yatırımları sonucu kurulan TÜPRAŞ, ATAŞ, PETKİM, TPAO, TP gibi petrokimya tesisleri, Bagfaş, Tügsas, Türkiye Azot Sanayi, Hektaş gibi gübre tesisleri, Sümerbank ve bağlı fabrikaları gibi dokuma, tekstil ve giyim sanayi, Etibank ve işletmeleri, TDİ, Karabük ve İskenderun Demir Çelik Sanayi, Seka, Sek, TEKEL, Paşabahçe Cam Sanayi, Soda Sanayi, Karadeniz Bakır İşletmeleri, Türkiye Şeker Fabrikaları, Çitosan, Petlas, Termik Santrallar, vs. gibi fabrika ve işletmeler bu neoliberal dönemde özelleştirilerek kapatılmıştır. Bütün bu stratejik fabrika ve işletmelerin çoğu AKP iktidarları döneminde özelleştirme adı altında satılarak kapatılmış ya da özel sektöre devredilmiştir. İsimlerinden de anlaşılacağı üzere kamu eliyle yaratılmış olan ve binlerce Kimya Mühendisinin istihdam edildiği kimya sanayi meslek alanları ne yazık ki ortadan kaldırılarak yok edilmiştir. İthalata dayalı bir ekonomik modelin benimsenmesi sonucu birçok ürün ve hammaddenin ithal edilmesi nedeniyle birçok meslek gibi Kimya Mühendisliği meslek alanı da daralmıştır.

Neoliberalizm yeterince analiz edilmeden mühendislik durumunu tartışmak doğru sonuçlara ulaşmayı engeller. Kısaca söyleyelim o halde: neoliberalizm toplumların gelişmesi üzerine kurgulanmış üretim eksenli bir sistem değildir. Toplumu ve insanlığı geliştirip yüceltmek gibi bir amaç taşımaz bundan dolayı gerçek anlamda da bu dönüşümün öznelerinden biri olan mühendisliğe ihtiyaç duymaz. O kurgulanmış ve belirlenmiş bir sistemin sorunsuzca devamını sağlayacak teknokratlara ya da teknisyenlere ihtiyaç duyar. Sistemin özü üretime dayanmadığı için yaratma ya da üretme süreci yaşanmadan bir mühendislik modeli tanımlanmıştır. Bu aynı zamanda mühendisin gelişmesine ve yetkinleşmesine de engeldir. Yukarıda özetlenen nezaretçilik kavramı da bu sürecin sonucudur.

Neoliberalizmle birlikte ithal ikameci de olsa bir üretim modeline dayanmakta olan Türk kapitalizmi üretme hedefinden uzaklaşmıştır. İzlenen ekonomik politikalar ve siyasi tercihler nedeniyle büyümenin hizmet, finans ve inşaat sektörü üzerinden gerçekleştiği bu modelde ne yazık ki üretme hedefi olmadığı için mühendislik de yoktur. Bu süreçte doğrudan üretimle ilişkili olan Kimya Mühendisliği sonuçta nezaretçi mühendisliğe indirgenmiş durumdadır. Bu nedenle sürecin piyasalaşıp ucuzlaması için çıkartılan yönetmeliklerle meslek alanımız kısa süreli eğitimlerle teknik olamayan meslek alanlarına açılmış durumdadır. Piyasada mühendis diploması yerine artık kısa süreli kurslardan alınmış sertifikalar geçerlidir. İthalata dayalı bu sistemde hammadde, ekipman ve teknoloji büyük ölçüde dışarıdan temin edildiği için sistemin mühendis gereksinimi de ciddi oranda ortadan kalkmıştır. Kimya meslek alanı ile ilgili kamu kuruluş ve işletmelerinin tasfiyesi ile birlikte ciddi anlamda istihdam sorunu da ortaya çıkmıştır. Küçük ve orta ölçekli KOBİ işletmeleri ise küresel ölçekteki sermaye ve teknoloji ile baş edemediği için gittikçe küçülmüş ve istihdam yaratamaz duruma gelmiştir.

Bu nedenle Tanzimat`tan bu yana yaratılmış eğitimle ilgili olan bütün yaklaşım ve değerler hiç olmadığı kadar tehdit altındadır. Özellikle de Cumhuriyet`in eğitim kurumları yarattığı bütün değerler ve kurumlarla birlikte bu dönemde metamorfoz geçirmiştir. Son on beş yılda orta öğretimde her üç yılda bir sınav sistemi ve üniversiteye giriş modeli değiştirilmiştir. Yine bu dönemde mevcut üniversite sayısı yaklaşık üç kat artmıştır. Düşünülmeden, politik karar ve tercihlerle açılan bu üniversiteler yeterli olmayan öğretim üyesi sayısı, laboratuar ve olanaklarıyla piyasaya ancak işsiz, niteliksiz ucuz işgücü yetiştirmekten başka bir işe yaramamıştır. 2003 yılında 13 olan Kimya Mühendisliği bölümü sayısı bu gün 42`ye ulaşmış durumdadır. Bu sayının yanı sıra aynı mesleki alana hitap den on beş Biyomühendislik, iki Polimer Mühendisliği, yine iki Kimya ve Süreç Mühendisliği bölümünün ve yedi adet de farklı isimdeki mühendislik bölümlerinin varlığı da dikkate alındığında nasıl bir garabetle karşı karşıya olduğumuz anlaşılacaktır. Planlamadan, sanayinin ihtiyacı ve gerekleri dikkate alınmadan, eğitim kalitesi ve modelinin gelişmiş ülke standartlarına yükseltilmeden açılan bu bölümlerin ne bu bölümü bitirenlere, ne halka ne de ülkeye yararının olamayacağı açıktır.

Günümüz mühendislerinin küresel sorunlara çözümler üretetip yeni fırsatlar yaratabilmeleri için eğitimleri sırasında edinmeleri beklenen bilgi, beceri ve davranış bileşenlerini içeren program çıktıları olmalıdır. Eğitim programları ve stratejilerinin, yaratıcı ve inovasyona açık mühendislerin yetiştirilmeleri yönünde ve mezun kazanımlarını esas alacak şekilde tasarlanmış olmaları ve sürekli iyileşmeye açık olmaları gerekmektedir. Eğitim stratejileri; derinlemesine mühendislik bilgisi, soyut düşünme, temel mühendislik ilkelerinin ve ilgili mühendislik disiplininin önde gelen konularında araştırmaya dayalı bilginin yaratıcı biçimde kullanımına, yeni model veya yöntem geliştirmesine ve farklı gereksinimleri olan paydaşları ilgilendiren, çeşitli bağlamlarda önemli sonuçları olabilecek geniş kapsamlı problemlerin çözümüne dönük içeriklere sahip olması beklenmelidir.

Bütün bu gerçeklikler bir yana ülkenin içerisinde bulunduğu gerçekliklerin ve neoliberal kuşatmanın varlığı Kimya Mühendisliğini ciddi sorunlarla baş başa bırakmıştır. Bu sistemin üretime dayanmayan mühendislik anlayışı ve gereksinimi Kimya Mühendisliğinin önündeki en büyük engeldir. Büyük ölçüde üretime dayanan bir disiplin olan Kimya Mühendisliği üretimin olmadığı bu modelde ne yazık ki kaçınılmaz olarak piyasa gereklerine yanıt verememekte ve değersizleşmektedir (!).

Kimyasalların ve onlardan üretilen ürünlerin hayatın her alanına girmesi sonucu Kimya Mühendisliği eğitimi bizdeki haliyle tam anlamıyla bu alana hizmet vermekten yoksundur. Bu durum iki sonuç yaratmaktadır. Birincisi mühendisin teknoloji üretmesini engellemekte ikincisi ise onu üretim karşısında edilgen bir konumla indirgemektedir. Bu paradoks elbette ki büyük ölçüde eğitim paradigmasının değişmesi ile ortadan kalkabilecek yaklaşımlarla önlenebilecek gibi görülse de bu alanda inisiyatifin eğitimi veren hocalardan çok YÖK`de olması sorunun çözümünü ertelemektedir. Bu nedenle birçok işletme ustalar tarafından yönetilmektedir. Bu sakınca bilim ve teknolojinin hayatın ince damarlarına nüfuz etmesini engellemektedir. Bu durum sonuçta mühendisin gerekliliğini sorgulayan bir düşünce yaratmaktadır. Görüldüğü üzere birçok sorun, karmaşık bir ilişki içericisinde her gün birbirini yeniden üretmektedir. Sonuçta işler, başlangıç noktası eğitim olan ipleri dolanmış yün yumağına dönüşmektedir. Elimizde sağlıklı veriler olmamakla birlikte özellikle yeni açılan mühendislik bölümlerin pratik yapma, laboratuar ve enstrümantal cihazlar açısından yeterlilik taşımadığı yönündedir. Ülke ihtiyaçlarını ve gereklerini dikkate almayan bir mühendislik planlamasının eğitim programları, ders içerikleri, yeterli öğretim üyesi gibi sorunlarla karşı karşıya kalması kaçınılmazdır.

Kimya Mühendisliği eğitimi diğer mühendislik disiplinlerinde görülen genel yaklaşım ile değerlendirilebilir. Yeterli olamayan pratik süreç, bilimden çok işin tekniğinin ön plana çıkaran eğitim süreci ve piyasa gereklerine göre farklı yönelimler… Bu nedenle genel olarak mühendislik disiplinleri benzer paradigmaya sahiptir. Sanayi devriminin ihtiyaç duyduğu yeni teknolojik gereklilikleri karşılamak ihtiyacından doğan mühendislik durumu aslında temelinde dünyayı dönüştürmeyi amaçlayan yoğun bir bilimsel ağırlık taşır. Kendi iç dinamiği ile gerçeklemiş kapitalist modellerde bu anlamda mühendislik paradigması bizden farklıdır. Mühendis yeni süreçlerin planlayıcısı ve dönüştürücüsü kimliğindedir. Biz de ise daha önceden planlanmış benzer süreçlerin kontrol edenidir. Bu nedenle Mühendislik eğitimi bütün üniversitelerde hemen hemen benzerdir. Kimya Mühendisliği de diğer disiplinler gibi bu anlamda sorunludur. Batının yüksek teknoloji üreten eğitimi esas alındığı için bu eğitimin Türkiye`de gerçek anlamda karşılığı yoktur. Yani mezun olan herkes bir rafineride proses ve reaktör tasarımı yapamamaktadır. Bu anlamda kendisinden beklenen düzey de aldığı eğitim ile tezattır. Sonuç olarak mühendis; ülke gerçeklerinden, sanayisinden ve ihtiyaçlarından uzak bir eğitim profiline sahip olup gerçekte pragmatist bir üretkenlikten uzaktır. Bu alınan eğitimin pratik süreçlerde pek karşılığının olmaması ile ilgili bir durumdur ve bütün disiplinler için söz konusudur.  YÖK sonrası üniversitelerin aynen lise gibi kendilerine gösterilen dersleri öğrencilere verme sınırlılığındaki eğitim modellerinde bu son kaçınılmazdır. Eğitimdeki bu genel yaklaşım kodları ne yazık ki mühendisi gerçek hayat pratiğinde güçsüz bırakmaktadır. Bu nedenle iyi mühendis mühendisliği ve uzmanlaşmayı çalıştığı süreçte öğrenmektedir. Bu durumda çalıştığı ve yaptığı işin en azından başlangıçta, yekin bir geliştiricisi ya da dönüştürücüsü olmaktan uzaktır. Makinenin parçası gibi işin bir parçası ve gözetleyicisidir. Ülkemizde çoğu işletmede mühendisten beklenilen de ne yazık ki budur.

Kimya Mühendisliğinin sadece ülke ölçeğinde değil daha büyük ölçekte küresel sorunlarla karşı karıya olduğu da bilinen bir gerçektir. Kısaca özetlersek; hızlı nüfus artışının gereksinimleri, doğal kaynakların hızlı tüketimi, yenilenebilir enerji kaynakları gereksinimi, süreç verimlerinin düşüklüğü, küresel iklim değişikliği, gıda kaynaklarına ulaşım, temiz su kaynaklarının temini, toksik atık üretimi ve yayılması ve atık yönetimi bunların başlıcalarıdır. Bu sorunların çözümünde Kimya Mühendisliği disiplini ve çözümleri önemli bir yer tutar. Süreç girdilerinin ancak % 25`inin faydalı ürünlere dönüştüğü bu koşullarda doğal kaynakların kullanımı kadar üretim sonrası ortaya çıkan atıklar da önemli bir sorun teşkil eder. Karşı karşıya olunan bu küresel sorunların aşılması ve sürdürülebilirlik için sorunlara inovatif çözümler bulmak zorunluluktur. Bunun için; daha az atık, yüksek enerji verimi, yüksek güvenlik, yüksek üretim verimi ve düşük maliyet amaçlanır.

Ülkemiz ölçeğinde yukarıda sıralanan küresel sorunların dışında ülke özgün koşulları itibari ile daha farklı sorunlar yaşanmaktadır. Değeri, piyasanın belirlediği bir ülkede mesleklerin piyasalaşması kaçınılmazdır. Bu nedenle kendi içinde bilimsel değer esas olmakla birlikte gerçek değeri (!) piyasanın belirlemesi sonucu mühendislik de değersizleşmiştir. Plansız sanayileşme, arttırılan kontenjanlar, ülke ihtiyacının çok çok üzerindeki bölüm sayısı, ikinci öğretim gibi olumsuzluklar ihtiyaç fazlası mühendislik kalabalığını gün geçtikçe büyütmektedir. Diploma ederinin piyasa tarafından belirlendiği bizim gibi ülkelerde bu değersizleşme kaçınılmazdır. Kendine teknolojik ve bilimsel olarak yön tayin edememiş ülkelerde piyasanın insafına bırakılmış her diploma gibi mühendislik değeri de etik olarak ortadan kalkmıştır. Bu nedenle piyasada çok az mühendis vardır. Diplomalıların çoğu ya nezaretçi ya da en iyi yaklaşımla teknisyendir. Özellikle eğitim sonrası piyasaya çıkan diplomalılar henüz piyasanın mühendisi olmadıkları için önemli handikaplarla karşı karşıyadırlar. Bu nedenle işsiz kitleri büyütmekle birlikte ücretlerin aşağı çekilmesinde de kullanılan bir öznedirler. Piyasanın acımasız koşullarının değer ve inisiyatif verdiği kadar mühendistirler (!). Sonuçta her şeyi belirleyen piyasa bu anlamda mühendisleri ucuz emek olarak kullanan bir güçtür. Bu piyasanın oluşmasında mühendisin içinden çıkıp geldiği eğitim süreci kadar piyasanın nasıl bir mühendislik beklentisi içerisinde olduğunun da payı büyüktür. Bütün bunlara piyasanın kendi acımasız kuralları da eklenince mevcut son kaçınılmaz hale gelmektedir.

Değerli Arkadaşlar

Çalışma dönemimiz boyunca mesleki ve özel hayatlarından feragat ederek KMO Örgütlülüğünü büyütmek için gecesini gündüzüne katan oda yönetim, onur ve denetleme kurullarında görev yapan arkadaşlarıma; şube yönetim kurullarında ve temsilciliklerde görev alan arkadaşlarıma; İl temsilcilerimize; işyeri temsilcilerimize; omuz omuza emek harcadığımız odalarımızın örgütlü üyelerine; çalışma gruplarında, kongre, sempozyum ve kurultaylarımızın düzenleme ve yürütme kurullarında görev alan arkadaşlarıma;  oda çalışanı arkadaşlarıma, çalışmalarımızda bize destek olan bilim insanlarına ve uzmanlara; büyük bir inanç ve özveri ile örgütümüze verdikleri katkılardan dolayı Yönetim Kurulumuz adına teşekkür ediyorum.

KMO`nun eşitlikten, özgürlükten, demokrasiden, barıştan, laiklikten ve bilimden yana toplumcu mücadele çizgisini yarınlara taşıyabilmek için, kişisel ihtiraslarını ve dar grup çıkarlarını TMMOB`nin ihtiyaçlarının önüne koymadan mücadele edecek tüm yurtsever mühendislerin ortak aklına, dayanışmasına ve birlikteliğine ihtiyacımız vardır. Bu inanç ve kararlılıkla, Türkiye`nin içinden geçtiği bu karanlık dönemde, ülkemize, mesleğimize ve değerlerimize sahip çıkmak konusunda en ufak bir tereddüt yaşamadan mücadele eden tüm KMO örgütlülüğüne selam ve saygılarımla teşekkür ediyorum.

Okunma Sayısı: 373

Tüm Haberler »

 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME