KMO

`DÜNYA GIDA GÜNÜ` BASIN AÇIKLAMASI

    Yayına Giriş Tarihi: 18.10.2021  Güncellenme Zamanı: 18.10.2021 16:26:07  Yayınlayan Birim: BURSA ŞUBE  
 

Güncellenme Zamanı: 18.10.2021 16:21:59

16 Ekim Dünya Gıda Günü nedeniylei Şubemiz ile TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubemiz ve TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şubesi ile BAOB Ortak Toplantı Salonunda ortak basın açıklaması düzenlenmiştir.

Daha iyi üretim, daha iyi beslenme,

daha iyi bir çevre ve daha iyi bir yaşam mümkün..

16 EKİM 2021 

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)`nun "Dünya Gıda Günü" dolayısıyla, her yıl belirlediği farklı bir tema bağlamında 16 Ekim tarihinde çeşitli etkinlikler gerçekleştirilmektedir. Yapılan etkinliklerle gıda üretimi, tüketimi ve gıda güvencesine ilişkin konular gündeme taşınarak küresel anlamda büyük öneme sahip gıda ve tarım politikalarına dikkat çekilmektedir. 

Bu yıl belirlenen Dünya Gıda Günü teması ise" eylemlerimiz geleceğimizdir" vurgusudur. Gerçekten de yaptığımız ve yapacağımız eylemler bizlerin geleceğini belirlemektedir. Üretim odaklı bir yaklaşımla eylemlerde bulunmak gıda egemenliği için de vazgeçilmezdir. Fakat, sadece bireysel olarak eyleme geçmek yeterli değildir, devlet tarafından desteklenmeyen üretim faaliyetlerinin, yaşanan yıkıcı rekabet koşullarında yeterli olmadığını özellikle tarım-gıda üretiminde görmekteyiz. Sürdürülebilir tarım-gıda sistemlerine dönüşümün desteklenmesi daha iyi üretim, daha iyi beslenme, daha iyi bir çevre ve daha iyi bir yaşamı beraberinde getirecektir. 

Halkımızın temel ihtiyacı olan gıda maddeleri birçok ailenin gider kaleminde önemli bir yer tutmaktadır. Ülkemizde yaşanan yüksek enflasyon özellikle dar gelirli aileleri her geçen gün zorlamakta ve birçok ihtiyacını ertelemek veya tamamen vazgeçmek zorunda bırakmaktadır. Birçok dar gelirli kesim ise temel gıda maddelerinde dahi kısıtlamalara gitmekte, dengeli beslenme bir yana açlıkla yüz yüze kalmaktadırlar. 

TMMOB ve Odalarımız; her yıl 16 Ekim`de gıda gününü kutlamaktan öte neoliberal politikaların yarattığı açlık, yokluk ve yoksulluğu deşifre etmenin yanında; insan, emek ve çevre odaklı üretim modelleri ile adil ve eşit tüketim biçimleri için öneriler sunmaktadır. 

Etkisini hala sürdüren Koronavirüs salgını (Covid-19) döneminde en fazla gündeme gelen kavramlar gıda egemenliği, gıda güvencesi ve gıda güvenliği olmuştur. İnsanların sağlık hakkı kadar, yeterli ve dengeli beslenme ile birlikte bağışıklık sistemini güçlendirebilmesi için temiz su ile yeterli ve sağlıklı gıdaya erişiminin gerekliliğini bir kez daha görmekteyiz. 

Gıda ve tarımda yaşanan sorunların temel nedeni, sermayenin çıkarlarını insanlığın ortak çıkarlarının üstünde gören küresel kapitalist sistemin tarım ve gıda üretimi ile tedarikindeki tekelleşmedir. Bugün gıda ve tarım alanında sayısı onu geçmeyen şirketler, dünya piyasasına hâkim durumdadır. Yaşanan sorunlar bölgesel değil tüm dünyayı ilgilendiren sorunlardır ve çözümü için tüm ülkeler birlikte hareket etmek zorundadır. 

FAO`nun 2030 yılı için ortaya koyduğu "dünyada sıfır açlık" hedefine ulaşmanın zorluğu ortada iken, yaşadığımız Korona virüs salgını küresel düzeyde tarım-gıda üretimini olumsuz etkilemiş ve hedeften iyice uzaklaşılmasına neden olmuştur. 

Dünyada halen 800 milyonun üzerinde insan yani her 9 kişiden biri yatağa aç girmektedir. Ülkemizde ise insanlarımızın %22`si dengeli ve yeterli beslenememekte, %8,5`u ise açlık sınırında yaşamaktadır.   Unutulmamalıdır ki, dünya üzerinde üretilen tarım ve gıda ürünleri 7,5 milyarı geçen dünya nüfusunu beslemeye yetecek miktardadır. Yaşanan açlık, yetersiz bitkisel ve hayvansal ürünler ve gıda arzından değil, adil olmayan gelir ve gıda dağılımından kaynaklanmaktadır. Gıda güvencesinin sağlanamadığı bir dünyada, adil ve demokratik bir düzen içinde yaşayabilmek hayal olacaktır.

Diğer yandan, yılda yaklaşık 1,3 milyar ton gıda çöpe giderek heba olmakta, sadece bu tüketilmeyen ve çöp olan gıda ile, açlık çeken 800 milyon insanı doyurabilmek mümkündür. Hasat, işleme ve üretim sonrası aşamalarda yeterli teknolojinin kullanılmaması, nakliye ve depolama koşullarının yetersiz olması, ihtiyaç fazlası veya gereksiz gıdanın alınması, gıdaların uygun olmayan koşullarda saklanması gibi nedenler gıda israfına neden olmaktadır. 

Dünya`da her yıl yaklaşık 600 milyon kişi, hijyenik olmayan gıdaları tükettikten sonra hastalanmakta ve büyük bölümü yaşamını yitirmektedir. Sadece bu rakam bile, gıda güvenliğinin yaşamımızın ne kadar değerli bir parçasını oluşturduğunu daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. 

Yaşanan küresel salgın, dünya genelinde kamunun rolünün, özel sektöre bağlı serbest piyasa ekonomisinin, küresel ticaret kurallarının ve uluslararası ilişkilerin yeniden sorgulanmasına yol açmıştır. Pandemi yasakları nedeniyle mevsimlik işçi temininde ve gıdaya erişimde yaşanan ciddi aksaklıkların salgından daha tehlikeli sonuçlar doğurabilecek olması tüm ülkelerin tarım politikalarını yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılmıştır. Pandemi süreciyle birlikte yaşanan ciddi küresel kuraklık ortamında gelişmiş ülkeler kendi üretimlerini ve stoklarını artırmaya çalışmakta, sınırlarını kapatmakta, ihracat yasakları koymakta, dış ticaret hacmi daralmakta, korumacılık önlemleri artmaktadır. Ülkemizde ise söylem dışında maalesef yerli üretimi ve üreticiyi korumaya yönelik somut politikalar uygulamaya konulmamaktadır. 

Ülkemiz açısından yakın gelecekte yaşanacak en önemli sorun alanlarında biri, şu an yaşanan ekonomik krizin tarım ve gıda üretimine yapacağı olumsuz etkiler olacaktır. Ülkemizin tarımsal üretiminde yaşanan yapısal sorunlara kalıcı çözümler bulunmadan, Covid 19 salgınıyla beraber bunlara her geçen gün yenilerinin eklenmesi, sorunları dışalımcı politikalarla çözmeye yönelik kolaycı yaklaşımların hız kesmeden devam etmesi, gübre, mazot, tohum, zirai ilaç ve yem gibi dışarıya bağımlı temel girdi fiyatlarının artan döviz fiyatlarıyla daha da pahalılaşması, çiftçinin öz sermaye sorununu çözmeden yüksek faizli ve kısa vadeli kredi uygulamalarına devam edilmesi, uzun vadeli yeterli destekler yerine kısa vadeli ve geç ödenen yetersiz destekler nedeniyle çiftçimizin önünü görememesi gibi haklı gerekçelerle ile kâr elde edemeyen çiftçilerimizin üretmekten vazgeçmesi ve üretim alanını terk etmesi, örgütlü mücadelenin yaygınlaşmaması nedeniyle üretenlerin çok uluslu şirketler ve büyük market zincirleri ile yapılan güvencesiz "sözleşmeli üretim" modeliyle sömürülmesi ülkemizin yaşanan gerçekleridir. Tarım alanlarının, tarımsal üretimin, çiftçi sayısının, kırsal alan nüfusunun sürekli düştüğü bu süreçte, en büyük pay aracılara, tüccarlara ve sözleşmeli tarımla çiftçiyi taşeronu olarak kullanan büyük şirketler, market zincirleri ile ithalatçı firmalara gitmektedir. 

Gıda enflasyonu kavramıyla yaratılan algı yönetimi sürecinde tarımsal girdi fiyatları enflasyonun üstünde, tarımsal ürünlerin tarladaki fiyatı enflasyonun altında, marketteki fiyatı ise enflasyonun üstünde kalmakta, üreten çiftçi para kazanamamakta, tüketiciler ise pahalı gıda tüketmektedir. Bu durum, ülkemizi önümüzdeki süreçte de ciddi anlamda gıda güvencesi ve gıda tedariki sorunuyla karşı karşıya getirecektir. 

Yaşamakta olduğumuz iklim değişikliği, su kaynaklarının kirlenmesi, ormanların, sulak alanların ve ekosistemlerin tahrip edilmesi, tarım alanları ve meraların amaç dışı kullanılması, yoğun girdi kullanımına dayalı endüstriyel tarım, artan nüfus gibi sorunlar yakın gelecekte su krizine, toprak kıtlığına ve dolayısıyla gıda krizine neden olacaktır. Pandemi ve de kuraklık süreci, yaşanan sorunları daha da artırmış ve yaşanan krizleri derinleştirmiştir. 

Bir zamanlar kendi kendisine yeten ülke olarak övündüğümüz ülkemiz, gıda ve tarım alanında büyük oranda dışa bağımlı hale gelmiştir. Özellikle 1980`li yıllardan sonra uygulanan dış odaklara bağımlı, desteklerin kaldırılması ve azaltılmasına, dışalıma, özelleştirmelere dayalı tarım politikalarının ülkemizde kronikleşen tarım ve gıda sektörü sorunlarını günümüzde de çözemediği ortadadır. Bugünlerde gübre fiyatlarındaki aşırı artışın nedenlerini geçmişteki özelleştirme politikalarında aramalıyız. Faiz-döviz-borsa ortamında düşürülemeyen enflasyonun yıkıcı etkilerini, sürekli değer kaybeden TL`nin olumsuz etkilerini üretim ve yatırım politikalarından uzaklaşan genel ekonomik tercihlerde aramalıyız. Bu olumsuz gidişe dur demek zorundayız. Her koşulda üretmeye devam etmek, üretimi ve üretenleri desteklemek zorundayız. Ülkemizde derinleşerek yaşanan ekonomi, sağlık ve gıda krizinden kurtulabilmek için ithalat kolaycılığına dayalı neoliberal ekonomi politikaları yerine üretim ekonomisini, sermayenin öncelikleri yerine kamusal çıkarları, kamu harcamalarında lüks ve savurganlığa dayalı yönetim anlayışı yerine tasarrufları, gündelik politikalar yerine planlı kalkınmayı önceleyen "Kamucu Tarım ve Gıda Politikaları" ivedilikle yaşama geçirilmelidir. 

Öncelikle gıda egemenliği, gıda güvenliği ve gıda güvencesi ülkemiz gündemindeki yerini almalı, parçacı bölgesel projeler yerine ülke düzeyinde "Tarımsal Üretim Seferberliği" ilan edilmelidir. Tarımsal kamu yönetimi güçlendirilmeli, tarım ve gıda sektörü tümüyle özel sektörün inisiyatifine bırakılmamalı, üretici ve tüketicilerin üretim, ürün işleme, ürün satış, satın alma ve eğitim konularında güçlenmesi için kooperatifleşmesi desteklenmelidir. Tarım sektörüne yönelik kısa, orta ve uzun vadeli tarımda yapısal sorunları gideren planlamalar yapılmalı, büyük ovalar dahil verimli tarım arazilerimizi koruyacak şekilde ülke düzeyinde "Arazi Kullanım Planlaması" yaşama geçirilmelidir. Kendimize yeter üretim için korunan ve sulanan tarım arazilerimizde üretim miktarı artışı, ürün çeşitliliği, üretim sürekliliğini sağlayacak ve Tarım Kanunu`na göre belirlenen zamanında ödenecek somut desteklerle yönlendirilecek "Tarımsal Üretim Planlaması"na geçilmelidir. Dünya çiftçileri ile rekabet ortamı oluşturmak için üretim ortamı iyileştirilmeli, mevcut destekler artırılmalı, fark ödemeleri gündeme alınmalı ve uygulanmalı, girdi maliyetleri düşürülmeli, ucuz kredi olanakları oluşturulmalı, ürün ve girdi destekleri üretime ve üretene verilmelidir. Girdi temininde KDV/ÖTV muafiyetleri ivedilikle sağlanmalıdır. Hayvancılığın gelişmesi sağlanarak, üreticinin gelir artışı yanında, vatandaşın sağlıklı et, süt ve süt ürünleri tüketmesi için kalıcı özel önlemler alınmalıdır. Ar-Ge çalışmalarına ciddi yatırım yapılarak yerli girdi ve teknoloji üretimine yönelik çalışmalar hızlandırılmalıdır. Tarımsal hammadde, girdi ve ürün dışalımı kısıtlanmalı, dışsatım olanakları artırılmalıdır. Doğru ve yeterli beslenmede gıda çeşitliliğinin önemi algılanmalı, bu kapsamda küçük aile işletmeleri, yerli çiftçi, yerel tarım ve yerli üretimi destekleyici politikalar uygulanmalıdır. Özetle; çiftçilerimizin tarım ürünlerini üretebileceği olanakların güçlendirilerek yerli ve yeterli üretime geçilmeli, tüketicilerimizin de bu gıdalara uygun fiyatta sürdürülebilir bir şekilde ulaşması sağlanmalıdır. 

Kamu sağlığını gözetmeyen merdiven altı üretim yanında, stokçuluk ve fahiş fiyatlar ile doğru, etkin ve hızlı şekilde mücadele edilmeli, gerekli cezalar verilmelidir. Gıda denetimi sisteminin bütünüyle ele alınıp yaşanan sorunların kamu denetiminde ivedilikle çözülmesi gerekmektedir. Bu amaçla gerekli yasal düzenlemeler gecikmeksizin yapılmalı, gıda denetimine yönelik kamu personel sayısı artırılmalıdır. Gıda işletmelerinde "istihdamı zorunlu personel" olarak gıda denetçisi görevi yapan Gıda, Kimya,  Ziraat Mühendisleri dahil gıda konusunda öğrenim görmüş ilgili kişilerin yetki ve sorumlulukları açık bir şekilde tanımlanmalıdır. 

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği`ne bağlı Gıda, Kimya ve Ziraat Mühendisleri Odaları olarak; açlığın, yokluğun ve yoksulluğun son bulduğu, hakça eşit ve adil bir paylaşımın olduğu bir ülke ve dünya özlemiyle bilimden, insandan, emekten, doğadan, kamu yararı ve toplum çıkarından yana mücadelemize ara vermeksizin devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz. 

 

Serkan DURMUŞ              Erkan Tekin MUTLU             Prof. Dr. Erkan YASLIOĞLU

Gıda Mühendisleri Odası    Kimya Mühendisleri Odası    Ziraat Mühendisleri Odası

   

Okunma Sayısı: 8

Bursa Şube Kaynaklı Haberler »
Tüm Haberler »

 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME