KMO

TMMOB 46. OLAĞAN GENEL KURULU YAPILDI

    Yayına Giriş Tarihi: 02.08.2021  Güncellenme Zamanı: 02.08.2021 15:46:33  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

Güncellenme Zamanı: 02.08.2021 15:42:41

TMMOB 46. Olağan Genel Kurulu, 31 Temmuz-1 Ağustos tarihlerinde TMMOB Teoman Öztürk Öğrenci Evi ve Sosyal Tesisi`nde gerçekleştirildi.

Pandemi koşullarında yapılan Genel Kurulda ülkenin içinden geçtiği karanlık dönemde tüm örgütlülüğümüzle birlikte kararlı, disiplinli ve coşkulu biçimde gerici-faşist yönetim anlayışına karşı ortak mücadelenin önemine vurgu yapıldı.

Genel Kurul çalışmalarına Divan`ın oluşturulmasıyla başladı. Divan Başkanlığı`na Makina Mühendisleri Odası`ndan Ali Ekber Çakar seçilirken, Divan Başkan Yardımcılığı`na Bilgisayar Mühendisleri Odası`ndan Adil Güneş Akbaş ve Mimarlar Odası‘ndan Selma Arslan; yazman üyeliklere ise Çevre Mühendisleri Odası`ndan Cevahir Efe Akçelik, Çevre Mühendisleri Odası`ndan Zehra Korkmaz, Ziraat Mühendisleri Odası`ndan Mehtap Ercan Bilgin, Makina Mühendisleri Odası`ndan Erol Perçin getirildi.

Genel Kurulda, saygı duruşu ve İstiklal Marşı`nın ardından Anıkabir Çelenk Komisyonu oluşturuldu. 

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz‘ın açılış konuşması sonrası TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül 45. Dönem TMMOB çalışmaları hakkında bilgi verdi. Sonrasında Delegeler kürsüden Genel Kurula seslendi. TMMOB 46. Olağan Genel Kurulu, 45. Dönem Yönetim Kurulu‘nun aklanması ve sonuç bildirgesinin açıklanmasıyla sona erdi.

Emin Koramaz‘ın açılış konuşması şöyle:

"Sayın Divan, Sevgili Meslektaşlarım

Ülkemizdeki 600 bini aşkın mühendis, mimar ve şehir plancısının mesleki demokratik kitle örgütü olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği`nin 46. Olağan Genel Kuruluna hepiniz hoş geldiniz.

Uzun bir süreden sonra sizlerle yeniden yan yana, yüz yüze olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Varlığınız ve desteğiniz bize onur ve güç veriyor.

Yönetim Kurulumuz  adına hepinizi sevgi, saygı ve dostlukla selamlıyorum.

Sevgili Arkadaşlar

Buradan bir selam da pandemi koşulları nedeniyle Genel Kurulumuza davet edemediğimiz ama verdikleri mücadele ile hepimize umut aşılayan dostlarımıza, kardeşlerimize, yol arkadaşlarımıza göndermek istiyorum.

Yedi aydan bu yana, iktidarın atadığı kayyum rektöre karşı yılmadan, yorulmadan, inatla mücadele eden, Melih Bulu`yu ait olduğu yere, tarihin çöplüğüne gönderen Boğaziçi Üniversitesi Öğrencilerine ve Akademisyenlerine selam olsun!

Kuzey Ormanlarından Murgul`a, Kaz Dağlarından İkizdere`ye, Saroz körfezinden Munzur`a, Hasankeyf`e, İkizköy`den Akkuyu`ya, Sinop`a kadar   kadar ülkemizin dört bir yanında ormanına, doğasına, çevresine, tarihi kültürel mirasına sahip çıkanlara selam olsun!

Selam olsun! Şiddete, ayrımcılığa ve nefret politikalarına karşı cesaretle mücadele eden, İstanbul Sözleşmesi`ne sahip çıkan, meydanları dolduran, meydanları zapteden kadınlara..

Selam olsun! Haklarını alabilmek için, alınterine sahip çıkabilmek için yollara düşen, yolları kapatan, bizlere yeni yollar açan onurlu, yürekli işçilere…

Yaşadıkları onca baskı ve zulme rağmen, eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye mücadelesinden bir adım bile geri adım atmayan bu ülkenin ilericilerine, yurtseverlerine, devrimcilerine selam olsun!

Onların bu kararlılığı ve direnci, siyasi iktidarın yarattığı bu zifiri karanlıkta, birer işaret işaret fişeği gibi parıldıyor ve geleceğimize umut oluyor. İyi ki varlar, iyi ki yan yanayız!

Değerli arkadaşlar,

Ülkemizin dört bir yanında yaşanan orman yangınları nedeniyle büyük bir üzüntü içindeyiz. Yangınlarda hayatını yitiren yurttaşlarımızın yakınlarına başsağlığı ve sabır, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Yangında evlerini, tarım arazilerini, seralarını, hayvanlarını kaybeden tüm yurttaşlarımıza dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

Orman yangınlarına engel olmak ortak sorumluluğumuz olmakla birlikte, yangınlarla mücadele etmek, başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere kamu kurumlarının görevidir.

Ne yazık ki son yıllarda sayısı ve boyutları giderek artan orman yangınlarıyla mücadelede büyük zafiyetler yaşanmaktadır. Yangınların kontrol altına alınmasını ve kayıpların en alt seviyede tutulmasını engelleyen bu zafiyetin nedeni, özelleştirme uygulamaları nedeniyle Orman Yangınlarıyla mücadele ekip ve ekipmanlarının tasfiye edilmesidir.

Ormanlarımızın yönetimi ve orman yangınlarını önlemeye ilişkin kalıcı politikalar oluşturmaya ihtiyacımız bulunuyor. TMMOB olarak ormanlarımızı korumaya ve geliştirmeye yönelik "kamucu ormancılık politikalarının" oluşturulması için çaba göstereceğimizin bilinmesini istiyorum.

Değerli arkadaşlar,

Bir önceki genel kurulumuzdan bu yana 3 yılı aşkın bir zaman geçti.

Pandemi tedbirleri kapsamında ertelenen Genel Kurullarımız nedeniyle TMMOB tarihinin en uzun çalışma dönemini geride bıraktık.

Geride bıraktığımız 3 yılda ülkemizde ve dünyada hepimizin hayatlarını yakından etkileyen çok önemli gelişmeler, çok önemli dönüşümler yaşandı.

Bu gelişmelerden en önemlilerinden birisi, hiç kuşkusuz, son bir buçuk yıldır dünyayı kasıp kavuran, resmi rakamlara göre 4 milyonu aşkın kişinin hayatını kaybetmesine neden olan ve etkileri hala devam eden salgın oldu.

Salgınla beraber alınan tedbirler nedeniyle hepimizin gündelik hayatı, yaşam tarzı, çalışma biçimi ve sosyalleşme tarzı radikal biçimde değişti.

Salgına karşı alınan tedbirler nedeniyle çeşitli dönemler sokağa çıkma yasakları ilan edildi, okullar kapatılarak uzaktan eğitime geçildi, belirli yaş gruplarına sokak kısıtlaması getirildi, yeme-içme yerleri kapatıldı, sinema ve tiyatrolara kilit vuruldu, genel kurullarımız ertelendi.

Bu dönemde pek çok değerli arkadaşımızı ne yazık ki salgın nedeniyle kaybettik.

Yitirdiğimiz tüm arkadaşlarımızı saygıyla anıyorum.

Ailelerine, sevenlerine ve tüm TMMOB camiamıza sabır ve baş sağlığı diliyorum.

Anılarını mücadelemizde yaşatmaya devam edeceğiz.

Sevgili Arkadaşlar,

Salgının bu denli yıkıcı hasarlar bırakması ve aradan geçen bunca zamana rağmen kontrol altına alınamamış olması, ülke olarak bu konudaki hazırlıksızlığımızı ve yetersizliğimizi gösterdi.

Bu yetersizliğin en önemli nedeni, hazırlıklar ve önlemler belirlenirken bilimin sesine ve halkın ihtiyaçlarına değil, piyasanın ve sermayenin taleplerine kulak verilmesidir.

Pandeminin daha ilk günlerinde Cumhurbaşkanı`nın dile getirdiği "Yaşanan bu durum Türkiye ekonomisinin öne çıkması için fırsattır" yaklaşımı, iktidarın salgın dönemindeki tüm kararlarının belirleyicisi oldu.

Salgın boyunca iktidar kendi önceliklerini, halkın sağlığının önüne koydu.

Salgınla mücadele tümüyle sağlık sisteminin üzerine, sağlık çalışanlarının omuzlarına bırakıldı.

Hatırlayacaksınız bilim insanlarının yaygın test çağrısına rağmen uzun süre test yapılamadı, sağlık çalışanlarına koruyucu ekipman sağlanamadı, halkın kullanımı için maske-dezenfektan-kolonya bulunamadı, maske dağıtımı yapılamadı, vaka ve ölüm sayıları gizlendi ve hepinizin bildiği gibi uzun süre boyunca yeterli aşı sağlanamadı.

Sürecin bilimsellikten ve şeffaflıktan uzak yürütülmesi salgının toplumsal sonuçlarını artırdı.

Bu süreçte milyonlarca kişi işini, ekmeğini, gelirini kaybetti ve bu kayıpların telafisi için etkin önlemler alınmadı.

Ülkemizde siyasi iktidarın tüm işbilmezliğine ve işgüzarlığına rağmen, daha büyük kayıplar yaşanmamışsa eğer, bunu sağlık çalışanlarının özverisine ve yıllardır sağlığın ve sosyal güvenliğin özelleştirilmemesi için mücadele eden toplumsal muhalefet güçlerinin gayretine borçluyuz.

Şirketlerin doymak bilmez kâr hırsına karşı, herkes için parasız, nitelikli, erişilebilir sağlık hakkını savunanların kararlı duruşuna borçluyuz.

TMMOB olarak bu duruşumuzdan bir adım bile geri atmadan, başta eğitim ve sağlık olmak üzere tüm kamusal hizmetlerin özelleştirilmemesi, piyasalaştırılmaması için mücadele etmeye devam  edeceğiz.

Değerli arkadaşlar,

Geçtiğimiz dönemde yaşanan değişim ve dönüşüm sadece salgından ibaret değildi.

Ülkemizde salgından daha büyük etkiler doğuran, daha kalıcı sonuçlar bırakan, daha yıkıcı bir dönüşüm süreci yaşandı.

Sadece yaşantımızı değil, kurumlarımızın işleyişini ve rejimin yapısını da değiştiren bu dönüşümün adı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi.

Bir önceki Genel Kurulumuzdan hemen sonra, OHAL koşullarında yapılan, tarihin en antidemokratik seçimlerinden biri olan 24 Haziran Seçimleri ile yaşanan bu dönüşümün etkileri her geçen gün daha fazla ortaya çıkıyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesiyle birlikte, Türkiye Cumhuriyeti`nin belirli bir tarihsel dönemi tümüyle sona erdi.

Güçler ayrılığı esasına dayalı parlamenter demokratik rejim kaldırılarak, yasama, yürütme ve yargı erklerinin cumhurbaşkanında toplandığı yeni bir rejim kuruldu.

Cumhuriyet rejiminin temelini oluşturan halk egemenliği anlayışının, rejimin istikrarını sağlayacak denge-fren mekanizmalarının ve hukukun üstünlüğü ilkesinin ortadan kalkmasıyla gerçek anlamda otoriter bir tek adam rejimi yaratıldı.

Devletin tüm kurumları "parti devleti" anlayışı ile yapılandırıldı.

Kamu adına görev yapan idareciler parti yöneticileri gibi davranır, hukuka bağlılıkla yükümlü mahkemeler parti çıkarlarına uygun karar verir, atama ve yükselmelerde liyakat yerine partiye sadakat esas alınır hale geldi.

Ülkenin adeta omurgası niteliğindeki bakanlıklar, genel müdürlükler, kurumlar, kuruluşlar, yasalar, yönetmelikler birer kararname ile kaldırıldı.

Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle tümüyle Tek Adam`a bağımlı yepyeni bir idari yapılanma inşa edildi.

Aradan geçen 3 yıla rağmen bu inşa süreci halen devam ediyor.

Cumhurbaşkanı bir kararnameyle kurduğunu, bir sonraki kararnamesiyle ortadan kaldırıyor.

Bir kararnameyle atadığını, bir sonrakiyle yerinden alıyor.

Devlet ciddiyetiyle, kamu yönetimi anlayışıyla bağdaşmayacak bir yapboz düzeni içinde yaşıyoruz.

Yapılan değişikliklerle TMMOB gibi meslek örgütlerinin, emek örgütlerinin, hatta üniversitelerin kamuya ilişkin politika üreten kurul ve kurumlarda yer alması tamamen engellendi.

Kamu adına söz söyleyecek, politika önerecek kurum ve kuruluşların kamu yönetimiyle tüm bağı kesildi.

Değerli arkadaşlar,

Tek Adam rejimi, kurumsallaşmış bir Olağanüstü Hal yönetimidir. Bitmeyen bir sivil darbe, bitmeyen bir karşı devrimdir.

Faşizan bir yönetim biçimidir.

Hatırlayacaksınız, tek adam rejimi savunucularının iki vaadi vardı.

ilki siyasette istikrar, ikincisi ise ekonomide büyüme.

Üç yıllık pratik ise bunun tam tersi oldu.

Gelinen noktada her alanda bir istikrarsızlık her alanda bir yönetememe krizi yaşıyoruz.

TMMOB olarak tek adam rejiminin ülkeye hiçbir biçimde istikrar getirmeyeceğini en başından itibaren dile getirmiştik.

Hem 2017 yılındaki Anayasa Referandumu`nda hem de 2018 yılındaki Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde halk egemenliğini, hukuk devleti anlayışını, güçler ayrılığı ilkesini ortadan kaldırmanın ülkeyi uçuruma sürükleyeceğini söyledik, bu doğrultuda yayınlar yaptık.

Her defasında dedik ki,

Halkın iradesine, hukukun üstünlüğüne, evrensel değerlere saygı duymayan bir rejiminin geleceği yoktur.

Siyasi parti başkanlarını, insan hakları savunucularını, gazetecileri siyasi birer rehine gibi cezaevlerinde tutan bir rejiminin geleceği yoktur.

Seçilmiş belediye başkanları yerine kayyumlara, liyakatli yöneticiler yerine sadakatli partizanlara, halkın desteği yerine sermayenin isteğine dayanan bir rejiminin geleceği yoktur.

İktidarı eleştiren her türden demokratik ve meşru protesto eylemini kriminalize eden, muhalifleri polis şiddetinin ve yargının hedefi haline getiren, sosyal medya paylaşımlarını bile tutuklama gerekçesi haline getiren bir rejiminin geleceği yoktur.

Kendi kültürlerine, kendi kimliklerine, kendi inançlarına, kendi yaşam tarzlarına sahip çıkan Kürtleri, Alevileri, Gayrı-Müslimleri, LGBT-İ bireyleri toplumsal yaşamdan dışlayan, hukuk önünde eşit görmeyen bir rejiminin geleceği yoktur.

Değerli arkadaşlar,

Süreç bizi haklı çıkarmıştır.

Tek adam rejimi sadece siyasette değil, dış politikada ve ekonomide de krizle özdeşleşti.

İçeride yaşanan siyasal ve ekonomik krizi gündemden düşürmek için dış politikada izlenen müdahaleci, saldırgan politikalar nedeniyle tüm komşularımızla ilişkilerimiz bozuldu.

Suriye ve Libya`da yaşanan savaşların tarafı olunarak ülkemiz sürekli bir savaş durumu içinde tutuldu.

Başta meslek örgütleri olmak üzere, barıştan, kardeşlikten yana tavır alan tüm kurum ve kişiler düşmanlaştırılarak hedef gösterildi.

Yıllardır uygulanan neoliberal politikalar artık sürdürülemez, dış borçla beslenen ekonominin çarkları döndürülemez hale geldi.

Krizin yarattığı dalgalanmayı dengeleme iddiasıyla ilan edilen bütün ekonomik programlar, birbiri ardına iflas etti.

Bu dönemde kurlarda yaşanan artış, AKP`nin düşük kur ve düşük faiz oranlarına dayanan ekonomi ezberini yerle bir etti.

Dövize ve ithalata dayanan tüm sektörlerde büyük bir maliyet artışı yaşandı.

Yıllarca plansız, dışa bağımlı, verimlilikten uzak bir anlayışla yapılandırılan sanayi, tarım ve hayvancılıkta yaşanan bu maliyet artışı, ülkemizi, benzerini savaş dönemlerinde gördüğümüz pahalılık ve kıtlıkla yüz yüze getirdi.

Şehir meydanlarında kurulan tanzim satış çadırlarına, Türkiye`nin bir çok ilinde yaşanan aile intiharlarına tanıklık ettik.

Krizden çıkış için uygulanan geçici tedbirler, halkın borcunu artırmaktan, gelirini düşürmekten, enflasyonu artırmaktan başka bir işe yaramadı.

Krizi kontrol etmek için oluşturdukları Varlık Fonu, bizatihi kriz kaynağı haline geldi.

Tüm bu işe yaramaz proje ve programların sahipleri ise  merkez bankasının ihtiyaç akçelerini dahi boşaltarak hesap bile vermeden ortalıktan kayboldular.

Sorumlular ortadan kaybolsa da, gündelik hayatımız da krizin yıkıcı etkileriyle her gün yüz yüze yaşamaya devam ediyoruz.

Ve ne yazık ki yaşadığımız her kriz, halkımızın ve ülkemizin birikimlerinin yok olmasıyla, fabrikalarımızın, topraklarımızın, kurumlarımızın birer birer satılmasıyla sonuçlanıyor.

Daha dün Şeker Fabrikalarını, Tank Palet Fabrikasını yok pahasına satanlar, bugün de Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu`nu Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketini satmaya hazırlanıyor.

Değerli arkadaşlar,

Bu ülke halkına verebileceği hiçbir şey kalmayan siyasi iktidar, geçtiğimiz üç yılı, sırtını dayadığı sermaye kesimlerine diyetlerini ödeyeceği projeleri hayata geçirmek için harcadı.

Kamusal kaynaklar halkın ortak ihtiyaçları için değil, yandaş sermaye kesimlerinin zenginliği için kullanıldı.

Kamu Özel Ortaklığı adı altında, bütün ticari riskin hazine tarafından üstlenildiği gelir garantili anlaşmalar yoluyla ülkenin geleceği de ipotek altına alındı.

İstanbul Havalimanı, Akkuyu Nükleer Enerji Santrali, Şehir Hastaneleri, Millet Bahçeleri, Kanal İstanbul gibi hiçbir planlamaya dayanmayan, toplumsal öncelikleri gözetmeyen, doğayı ve tarihi hiçe sayan projeler, büyük reklam kampanyalarıyla AKP`nin siyasal propaganda malzemesi olarak kullanıldı.

Ormanlarımız, madenlerimiz, derelerimiz, limanlarımız, tarım alanlarımız, tarihi mekanlarımız yandaş şirketlere ve uluslararası tekellere peşkeş çekildi.

Sermayenin çıkarları için doğaya, tarihe, çevreye ve insanlığa büyük zararlar verildi.

Kaz Dağları, Fatsa, Cerattepe ve Kuzey Marmara`da ormanlar, Hasankeyf ve Allianoi`de tarihsel mekanlar, Atatürk Orman Çiftliğinde kentsel yeşil alanlar, Doğu Karadeniz`de dereler birbiri ardına yok edildi.

Değerli arkadaşlar,

Ülkemizde bulunan sığınmacılar son günlerin en önemli gündem maddelerinden birisi haline geldi.

Başta suriyeli ve afganlı olmak üzere milyonlarca mülteci ülkemizde kaçak olarak insanlık dışı koşullarda kaçak olarak asgari ücretin çok altında ve güvencesiz biçimde çalıştırılıyor.

Ülkelerindeki zor koşullardan kaçarak Türkiye`ye sığınan bu işçiler sadece misafirimiz değil aynı zamanda sınıf kardeşimizdir.

Irkçılık ve ayrımcılığın sınıf mücadelesinin içine nefret tohumları ekmesine müsaade edemeyiz.

Bu işçileri yok saymak ya da dışlamak yerine bu işçilerle sınıfsal temelde bir arada olabileceğimiz örgütsel yapıları inşa etmek zorundayız.

Emperyalist saldırganlığa ve kapitalist sömürüye karşı çıkarken aynı zamanda göçmenlerin insanca koşullarda yaşamasını sağlamak, güvenceli işlerde çalışması için mücadele etmek, dolaşım özgürlüklerini savunmak ve ülkelerine geri dönebilecekleri koşullar için çaba harcamak bugün tüm emek ve demokrasi güçlerinin güncel görevleri arasındadır.

Sevgili arkadaşlar,

Türkiye halkı, ekonomide kriz, iç politikada baskı, dış politikada ise süreklileşmiş savaş durumu ile özdeşleşen tek adam rejimi altında yaşamaktan hiçbir biçimde memnun değildir.

Tek adam rejiminin mutlak egemenliği altında, bütün medya organlarının iktidara tarafından kontrol edildiği, muhalif tüm seslerin susturulduğu, devletin tüm imkanlarının parti için seferber edildiği, Yüksek Seçim Kurulu`nun AKP bürosu gibi çalıştığı bir dönemde yapılan yerel seçimlerde iktidarın yaşadığı yenilgi, halkın memnuniyetsizliğinin açık göstergesidir.

Geçtiğimiz dönem tek adam rejiminin yarattığı bu karanlık tablo karşısında, geniş halk kesimlerinin halk egemenliğine, sandık iradesine, madenlerine, ormanlarına, kentlerine, üniversitelerine ve çocuklarının geleceğine sahip çıkma iradesi bir umut ışığı gibi parladı.

TMMOB örgütlülüğü olarak bu umut ışığının büyümesinde önemli bir rolümüzün olduğunu biliyor ve bunun kıvancını yaşıyoruz.

Geçtiğimiz 3 yıl boyunca tek adam rejiminin yıkımına ve zulmüne karşı mücadele ettik.

Toplumsal muhalefetin faşizan tek adam rejimine karşı ortak ve güçlü bir duruş yaratması için çaba gösterdik.

Yaşanan krizin faturasını emekçilerin değil, krizi yaratanların ödemesi için dost örgütlerle ortak kampanyalar yürüttük.

Krizlerden çıkışın, emperyalist güçlerin, uluslararası tekellerin, çok uluslu şirketlerin isteklerine boyun eğmekle değil, halkın genel çıkarını gözeten, emekten yana kamucu politikalar ıhayata geçirmekle mümkün olduğunu her platformda dile getirdik.

TMMOB örgütlülüğü olarak hangi dağ efkarlıysa, bizler de oradaydık.

İstanbul Büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerinin gasp edilmesini tüm danışma kurulu üyelerimizle birlikte İstanbul`da protesto ettik.

Hazırladığımız sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaştık.

Yerel seçimler sonrasında Diyarbakır, Van ve Mardin Belediye başkanlarının görevden alınması üzere halk egemenliğine, sandık iradesine ve demokrasiye bağlılığımızı göstermek için Oda başkanlarımızla birlikte Diyarbakır`daydık.

Demokrasi Nöbetini ve görevden alınan eş Belediye Başkanlarını ziyaret ettik.

TMMOB`nin demokrasiden ve halk iradesinden yana kararlı tutumunu yöre halkıyla paylaştık.

Kaz Dağları`nın, Kirazlı`nın, Çanakkale`nin efkârına ortak olmak, yarasına merhem olmak için Türkiye`nin dört bir yanından gelen Danışma Kurulu üyelerimizle Çanakkale`deydik. Kaz dağlarındaydık.

Bu dönem boyunca, Odalarımızın ve İl Koordinasyon Kurullarımızın düzenlediği yüzlerce etkinliğin yanı sıra TMMOB bünyesinde Kamuda Çalışan Meslektaşlarımızın, Ücretli Çalışan-İşsiz Meslektaşlarımızın, OHAL KHK`larıyla İhraç Edilen Meslektaşlarımızın, Emekli Meslektaşlarımızın, İş Güvenliği Uzmanı Meslektaşlarımızın ve Bilirkişilik alanında çalışan meslektaşlarımızı sorunlarına ilişkin çalıştaylar gerçekleştirdik.

Yine 45. Genel Kurulumuzda aldığımız kararlar uyarınca odalarımızın ve çalışma gruplarımızın katkısıyla Kadın Sempozyumu, Dünya Gıda Günü Sempozyumu, Coğrafi Bilgi Sistemleri Kongresi, Kamucu Politikalar Sempozyumu, Yapı Denetimi Sempozyumu, Kadın Kurultayı, Enerji Sempozyumu ve Sanayi Kongresi`ni düzenledik.

Adana, Denizli, Muğla, Kocaeli ve Kars`ta Kent Sempozyumları yaptık.

Aydın`da Jeotermal Enerji Santralleri çalıştayı düzenledik.

Bu etkinlikler yoluyla TMMOB`nin değerleri ve birikimi toplumun tüm kesimleriyle paylaşılırken, meslek alanlarımızdaki teknik gelişmeler üyelerimize aktarmaya çalıştık.

TMMOB bünyesinde yürütülen tüm çalışmaları, yapılan her açıklamayı, hazırlanan her raporu, alınan her kararı, Odalarımızın ve İKK`larımızın faaliyetlerini TMMOB web sayfasında ve sosyal hesaplarında kamuoyuyla ve üyelerimizle paylaşmaya özen gösterdik.

TMMOB`nin değerlerini ve birikimini genç mühendis, mimar ve şehir plancısı meslektaşlarımızla paylaştık.

Yine bu dönemde açtığımız davalar ve yürüttüğümüz hukuki mücadele ile şehirlerimizin, kıyılarımızın, madenlerimizin, tarihi eserlerimizin, kültürel mirasımızın yağmalanmasına karşı önemli davalar kazandık.

Üyelerimizin haklarını koruma ve teknik yönetmeliklerin mesleki ilkelere uygunluğu noktasında da önemli kazanımlar elde ettik.

İktidar partisinin kendi kongrelerini hiçbir tedbir olmaksızın tıklım tıklım salonlarda yaptığı bir dönemde, Genel Kurulumuzun keyfi biçimde ertelenmesi üzerine, Oda Genel Kurullarından TMMOB Yönetim Kuruluna aday gösterilen tüm arkadaşlarımızın katılımıyla Yönetim Kurulu faaliyetlerini çok daha katılımcı bir anlayışla sürdürdük.

Genişletilmiş Yönetim Kurulu olarak, Oda Başkanlarımızla, İKK sekreterlerimizle birlikte hazırladığımız ve Danışma Kurulumuzda son şeklini verdiğimiz Ek Çalışma Programı çerçevesinde çalışma gruplarımızı oluşturduk ve yolumuza devam ettik.

TMMOB`nin, iktidar dayatmasıyla değil, kendi demokratik geleneği, hukuku ve genel kurul iradesiyle yönetildiğini bir kez daha dosta düşmana gösterdik.

Sevgili Arkadaşlar,

Siyasi iktidarın demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerini, hukuku tehdit eden siyasal tutumuna, halkı yoksulluğa sürükleyen ekonomik tercihlerine, geleceğimizi elimizden alan yanlış yatırım ve projelerine karşı yürüttüğümüz bu kararlı mücadele, Birliğimizin iktidarın ve yandaşlarının hedefi olmasına neden oldu.

Anayasa Referandumu sırasında yürüttüğümüz etkili kampanya nedeniyle yöneticilerimiz hakkında soruşturmalar açıldı.

Sınır dışı operasyonlara karşı ülkede ve bölgede barışı savunduğumuz için ifadelerimiz alındı.

Halkın çıkarını savunduğumuz açıklamalarımız nedeniyle tehditler aldık.

Logomuzun rengi nedeniyle bile iftiralara maruz kaldık. Bizzat cumhurbaşkanı ve bakanlar tarafından hedef gösterildik.

Hepiniz biliyorsunuz ki tüm bu saldırılar bu döneme ve Yönetim Kurulumuza özgü değil.

Siyasi iktidar ve yandaşları 15 yıldan bu yana bu saldırıları sistematik olarak tekrarlamaktadır.

2007 yılından bu yana hemen hemen her yıl TMMOB yasasının değiştirilmesi konusu iktidar partisi tarafından gündeme taşındı. Zaman zaman yasa tasarıları bile hazırlandı.

Kimi zaman adımızı, kimi zaman seçim sistemimizi, kimi zaman da yetkilerimizi kısıtlamak üzere hazırlanan bu tasarıların ortak bir amacı vardı:

Amaçlanan şey, TMMOB`nin kamusal niteliğini ve özerk yapısını ortadan kaldırmak, faaliyet alanlarımızı kısıtlamak, mesleki denetim yetkilerimiz daraltmak ve kurullarımızı işlevsizleştirmekti.

Benzer bir saldırıyı geçtiğimiz dönemde de yaşadık.

2020 yılı Mayıs ayı başında, Cumhurbaşkanının başta Barolar ve TTB olmak üzere meslek kuruluşlarının kuruluş yasasının değiştirileceği ifade etti.

Hemen ardından yandaş medya TMMOB`yi hedef gösteren haberler üretmeye başladı.

Cumhurbaşkanının açıklamasına çok güçlü bir karşılık verdik.

İlk açıklamamızdan itibaren, Cumhurbaşkanı`nın meslek örgütlerini hedef alan tutumunun, antidemokratik ve otoriter bakış açısının yansıması olduğunu; kendisi dışında hiçbir görüş ve anlayışa tahammülü olmayan, kendi fikirlerini anayasadan ve hukuktan üstün gören bu anlayışın demokrasiyle bağdaşmadığını; demokratik seçimler ile kazanamadığı kurumlara el koyma anlayışının AKP`nin yönetme biçimi haline geldiğini; ve asıl hedefin baskı ve zor yoluyla sindiremediği meslek örgütlerini, "yasal düzenleme" yoluyla işlevsizleştirmek ve kontrol etmek olduğunu dile getirdik.

Cumhurbaşkanının başta Barolar Birliği ve TTB olmak üzere meslek kuruluşlarının yasalarını değiştireceğiz açıklamasının hemen ertesi günü TMMOB yönetim Kurulu ve Oda Başkanları ortak toplantısı yaparak kapsamlı bir mücadele programı oluşturduk.

O tarihten itibaren meclisin kapandığı tarihe kadar her hafta Oda başkanlarımızla ve İKK sekreterlerimizle rutin toplantılarda bir araya geldik.

Sosyal medya eylemleri düzenledik. Broşürler ve kısa filmler hazırladık.

Örgüt binalarımıza, belediye bilbordlarına afiş ve pankartlar astık. Üyelerimizin yanı sıra Öğretim üyelerimizi ve öğrenci üyelerimizi de harekete geçirmeyi başardık.

Milletvekillerine mektuplar yazdık. Meslektaş milletvekillerine  yönelik ziyaretler ve toplantılar gerçekleştirdik.

Örgütlü olduğumuz her ilde görsel ve yazılı basını çok iyi kullandık. 

TÜRMOB, TTB ve Diş Hekimleri Birliği ile rutin toplantılar ve ortak basın açıklamaları yaptık.

Pandeminin yarattığı tüm sınırlılıklara rağmen, bu kapsamlı mücadeleyi yürüten. "TMMOB`ye Dokunma" sloganını ülkemizin dört bir yanında büyüten tüm örgütlü yapımıza ve TMMOB örgütlülüğüne sahip çıkan tüm üyelerimize bir kez daha teşekkür ediyorum.

Sizler gibi cesur, kararlı, direngen meslektaşlarım ve mücadele arkadaşlarım olduğu için büyük gurur duyuyorum.

Değerli arkadaşlar,

Herkes biliyor ki, siyasi iktidarın TMMOB`yi hedef almasının nedeni,

"Tek Adam, Tek Parti" rejimine karşı verdiğimiz kararlı mücadeledir,

Parlamenter demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, halk egemenliğini tereddütsüz biçimde savunmamızdır,

Gerici politikalara karşı, laikliğe ve aydınlanma değerlerine sımsıkı sarılmamızdır,

Demokrasiye, özgürlüklere, insan haklarına ve eşitliğe bağlılığımızdır,

Antiemperyalist, yurtsever, bağımsızlık yanlısı geleneğimizdir.

Herkes biliyor ki, siyasi iktidarın TMMOB`yi hedef almasının nedeni,

Kadın Cinayetlerine, kadına yönelik şiddete, cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkışımızdır,

"İstanbul Sözleşmesi Yaşatır" şiarımızdır,

Ayrımcı, dışlayıcı, yok sayıcı politikalara karşı tavizsiz duruşumuzdur,

Çok kültürlü, çok kimlikli, çok sesli toplumsal yapımıza sahip çıkışımızdır,

Halkların kardeşliğini, barışı ve bir arada yaşamı savunmamızdır,

Kayyumlara, KHK`lara, İhraçlara itirazımızdır.

Herkes biliyor ki, siyasi iktidarın TMMOB`yi hedef almasının nedeni,

Hasta garantili Şehir Hastaneleri`ne,

Geçiş garantili köprü ve yollara,

Yolcu garantili havalimanlarına,

Şehirlerimizin yağmalanmasına,

Özelleştirme uygulamalarına,

Ülkenin geleceğini ipotek altına alan Kamu Özel İşbirliği projelerine karşı çıkışımızdır

Herkes biliyor ki, siyasi iktidarın TMMOB`yi hedef almasının nedeni,

Marmara`yı ve İstanbul`u yaşanmaz hale getirecek Kanal İstanbul Projesine,

Mersin`de, Sinop`ta, Kırklareli`nde yaşamı tehdit eden Nükleer Enerji Santrallerine,

Dereleri Kurutan Hidroelektik Santrallerine,

Bizleri nefessiz bırakan Jeotermal Enerji Santrallerine,

Kaynaklarımızı elimizden alan Sömürge Madenciliğine,

Salda`yı ve Hasankeyf`i ve daha nice güzelliklerimizi yok eden rant projelerine itiraz etmemizdir.

Herkes biliyor ki, siyasi iktidarın TMMOB`yi hedef almasının nedeni,

Emeğin sömürülmesine karşı alınterini savunmamız,

İş cinayetlerine karşı mücadelemiz,

Herkes için güvenli iş ve güvenceli çalışma talebimiz,

Mühendislerin, mimarların, şehir plancılarının mesleki ve özlük haklarını koruma kavgamızdır!

Bizlere nasıl saldırırlarsa saldırsınlar, savunduğumuz değerlerden geri adım atmadık, atmayacağız.

İftiralarla örgütlerimizin yıpratılmak istenmesine, ilerici ve toplumcu değerlerimizin ortadan kaldırılmak istenmesine izin vermedik, vermeyeceğiz!

Örgütsel yapımızın, demokratik işleyişimizin, iç hukukumuzun ve kamusal varlığımızın çiğnenmesine göz yummadık, yummayacağız!

Bu örgüt bizlere Harun Karadeniz`lerin, Akın Özdemir`lerin, Teoman Öztürk`lerin mirasıdır.

Bizler bugüne kadar TMMOB`yi aşkla sevdik, sevdayla koruduk ve kararlılıkla savunduk. Bundan sonra da bu duygularla sahip çıkmaya devam edeceğiz!

Sevgili  Arkadaşlar,

Sözlerime son verirken,

Geçtiğimiz çalışma döneminde aramızdan ayrılan, TMMOB ve Oda kurullarındaki çalışmalarıyla hepimize örnek olan Haydar İlker, Nevzat Uğurel, İhsan Karababa, Yalçın Çilingir, Hilmi Yüncü, Serdar Ömer Kaynak, Suay Umut, Murat Gökdemir, Tahsin Yılmaz, Ahmet Kılıç, İrfan İnan, Behiç Çongar, Vehbi Yılmaz, Emin Gök, Osman Demirağ ve Yavuz Bayülken arkadaşlarımızı ve onların şahsında sonsuzluğa uğurladığımız tüm TMMOB kadrolarını  saygıyla, sevgiyle, hasretle andığımı, anılarını mücadelemizde yaşatacağımızı bir kez daha belirtmek istiyorum.

Çalışma dönemimiz boyunca mesleki ve özel hayatlarından feragat ederek TMMOB örgütlülüğünü büyütmek için gecesini gündüzüne katan TMMOB Yüksek Onur, TMMOB Yüksek Denetleme, Oda yönetim, onur ve denetleme kurullarında görev yapan arkadaşlarıma;

Şube yönetim kurullarında ve temsilciliklerde görev alan arkadaşlarıma,

İKK sekreterlerimize; işyeri temsilcilerimize,

Omuz omuza emek harcadığımız odalarımızın örgütlü üyelerine,

Çalışma gruplarında, kongre, sempozyum ve kurultaylarımızın düzenleme ve yürütme kurullarında görev alan arkadaşlarıma,

Birlik ve oda çalışanı arkadaşlarıma,

TMMOB çalışmalarında bize destek olan bilim insanlarına ve uzmanlara

Büyük bir inanç ve özveri ile örgütümüze verdikleri katkılardan dolayı Yönetim Kurulumuz adına teşekkür ediyorum.

Sevgili Arkadaşlar,

Sözlerimi genelde Nazım`ın şiirleriyle bitiririm ama bu sefer Birhan Keskin`den bir şiirle konuşmamı sonlandırayım.

"Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı.

Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.

Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.

Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse, sen osun.

Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kim bilir, birazdan uzanıp dokunursun."

İnsanca yaşayabileceğimiz bir Türkiye ve dünya umuduyla, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

YAŞASIN TMMOB, YAŞASIN MÜCADELEMİZ!

KAHROLSUN İSTİBDAT, YAŞASIN HÜRRİYET"

 

TMMOB 46. OLAĞAN GENEL KURULU

SONUÇ BİLDİRGESİ

(31 Temmuz – 1 Ağustos 2021)

 

TMMOB 46. Olağan Genel Kurulu, 31 Temmuz 2021 tarihinde, Covid-19 pandemi koşulları içerisinde, olağan takvimin İçişleri Bakanlığı ve İl Hıfzıssıhha Kurulu kararları nedeniyle 14 (on dört) ay ertelemesi sonrası, kısıtlama ve yasakların yürürlükten kaldırılması ardından belirlenen en erken tarihte toplanmıştır. Olağan koşullarda 3 (üç) gün içerisinde gerçekleştirilmesi planlanan TMMOB 46. Olağan Genel Kurulu, söz konusu zorunluluklar nedeni ile 1 (bir) gün içerisinde tamamlanmıştır.

2020 yılının Mayıs ayında gerçekleştirilmesi planlanan TMMOB 46. Olağan Genel Kurulu her ne kadar 3 (üç) defa ertelenmişse de, TMMOB Yönetim Kurulu 5 Ekim 2020 tarihli toplantısında, Birlik faaliyetlerinin sekteye uğramadan devamının sağlanması için "İKTİDAR DAYATMASIYLA DEĞİL, GENEL KURUL İRADESİYLE YÖNETECEĞİZ" başlıklı bir karar almıştır. Söz konusu karar ile TMMOB 46. Olağan Genel Kurulu toplanıncaya kadar, Oda Genel Kurullarımızda açığa çıkan örgüt iradesinin fiilen işletilmesi, faaliyetlerin mevcut Yönetim Kurulu ve gerçekleşen Oda Genel Kurullarında TMMOB Yönetim Kurulu adayı olarak seçilen 3 üyenin tamamının katılımıyla yürütülmesi ve Genişletilmiş Yönetim Kurulu oluşturulması konusunda fikir birliği sağlanmıştır. TMMOB 46. Olağan Genel Kuruluna kadar Birlik çalışmalarının bu karar doğrultusunda yürütülmesi, gerek demokrasi anlayışımız gerekse de pandemi koşulları ile siyasal iktidarın pasifize etme çabalarına teslim olmayışın bir ifadesi olarak örgüt içi demokrasimiz adına kayıtlara geçen önemli bir tecrübe ve tavır olmuştur. Bu tavır, karşılaştığımız/karşılaşacağımız zor koşulları aşma yolunu, giderek etkisini artıran bireyci, dar grupçu, meslekçi anlayışlarda değil kolektif, demokratik katılımcı, kamucu ve toplumcu çizgimizde, TMMOB ilkeleri ve çalışma anlayışında aranması gerektiği de hepimize hatırlatmıştır.

Son günlerde yirmiden fazla şehirde meydana gelen orman yangınları nedeniyle yurttaşlarımız hayatını kaybetmiş, ormanlık alanlar, kent yerleşimleri, tarım arazileri ciddi şekilde zarar görmüştür. Radikal biçimde değişen iklim koşulları, ormanlık alanlarının rant elde edilecek araziler olarak görülmesi ve imara açılması, kontrolsüz ve kuralsız madencilik faaliyetlerinin baskısının artması ormanlarımızı ve bünyelerindeki ekosistemlerin geleceğini tehdit etmektedir. Korunması ve geliştirilmesi Anayasal güvence altına alınan ormanlarımız birçok yönden saldırı altındadır. Ülkemizin özellikle batı ve güney kıyılarında mevsimsel sıcaklıklarının arttığı dönemlerde insan kaynaklı orman yangınları hemen her yıl tekrarlanmaktadır. Özellikle Akdeniz iklim kuşağında bulunan yaklaşık 13 milyon hektar ormanlık alanımız büyük risk altında bulunmaktadır. Ülkemizde her yıl on binlerce hektar ormanlık alanımızın yok olmasına neden olan bu yangınların engellenmesi ve ormanlarımızın korunması, başta kamu otoritesi olmak üzere yurttaşlar olarak ortak sorumluluğumuzdur. Ülkemizin havacılık alanında en deneyimli kurumlarından biri olan Türk Hava Kurumu (THK) AKP iktidarı dönemi boyunca sistematik olarak küçültülmüş ve nihayetinde 2019 yılında kuruma Kayyum atanarak bütünüyle tasfiye edilmeye başlanmıştır. Kurumun elinde bulunan yangın söndürme uçakları ve diğer ekipmanları ihale yoluyla satılmak istenmektedir. Kendi uçaklarımızın ve ekipmanlarımızla etkin bir biçimde orman yangınlarıyla mücadele edebilecek durumdayken, Tarım ve Orman Bakanlığı yangınla mücadeleyi Rus Şirketlerine ihale etmiştir. Kiralık uçakla yapılan yangın müdahalesinin yeterli olmadığı apaçık biçimde ortaya çıkmıştır. Büyük orman yangını felaketlerinin önüne geçilmesi, yangınların yaratacağı doğal ve toplumsal yaraların sarılması için ormanlarımızı korumaya ve geliştirmeye yönelik "kamucu ormancılık politikaları" ivedilikle yaşama geçirilmelidir. Yangından etkilenen orman arazileri hiçbir biçimde imara ve yapılaşmaya açılmadan hızla ıslah edilmeli, yetişme çevresi koşullarına uygun kökende yeterli miktarda tohum ve fidan sağlanarak yeniden ağaçlandırılmadır. Orman köylülerinden başlayarak, orman köylülerinden seçilen orman muhafaza memurlarına ve orman mühendislerine uzanan ormancılık kültürüne de darbe vurulmuştur. Ormancılık teşkilatının bilimsel gereklilikler uyarınca bir an önce geliştirilmesi gereklidir.

3 (üç) yıldan fazla süren TMMOB 45. Çalışma Dönemine denk gelen zamana "kriz" damgasını vurmuştur. Ekonomiden siyasete, dış politikadan hukuka, çevreden sağlığa kadar her alanda yaşanan krizler ülkemizi derinden etkilemiştir. OHAL koşullarında gerçekleştirilen ve Parlamenter Demokrasinin ortadan kaldırılarak tek adam rejimine geçilmesini sağlayan 24 Haziran 2018 Seçimleri sonrasında, devlet kurumları ve idari yapılanma yukarıdan aşağı hızlı bir şekilde dönüştürülmüştür. TMMOB ve diğer anayasal meslek kuruluşlarının kamu idaresinden dışlanması, hukuk kurumlarının tümüyle siyasallaştırılması ve parti devleti anlayışının egemen hale getirilmesi ile süreklileşmiş bir yönetim krizi ortaya çıkmıştır. Bu siyasal kriz beraberinde, seçimler öncesinde geçici tedbirlerle ötelenen ekonomik krizi de tetiklemiş, uzun yıllar benimsenen neo-liberal ekonomi politikaları sürdürülemez hale gelmiştir. Hayat pahalılığı, enflasyon, işyerlerinin kapanması ve ortaya çıkan işsizlik, 3 yıl boyunca ülkeyi adeta kasıp kavurmuştur. Kapitalist sömürü sisteminin bir parçası olarak yönetilen pandemi sürecinin de etkisiyle yaşanan büyük durgunluk, başta ücretli çalışanlar olmak üzere emekçi halk sınıflarının büyük bir borç batağına sürüklenmesine neden olmuştur. Çalışma hayatına hakim kılınmaya çalışılan esnek ve güvencesiz biçimler salgın sürecinin etkisi ile yaygınlaşmış, emekçiler hak kaybına uğramıştır. Soma`dan Ermenek`e kadar yaşadığımız iş cinayetleri sonucu işçi mezarlığına dönüşmüş ülkemizde koşullar daha da kötüleşmiştir. İktidarın yanlış pandemi politikaları sonucu çalışmak dışında bir seçeneği olmayan emekçiler Covid-19 nedeni ile hayatını kaybetmiştir. İşçi sağlığını ve iş güvenliğini maliyet olarak gören kapitalizmin sömürü sistemi günlük hayatımızı teslim almıştır. Çalışma hayatını belirleyen politikalar, kanunlar ve ilgili mevzuat, uygulamalar kökten değişmelidir.

Kadın meslektaşlarımızın çalışma ortamlarında ki yaşadıkları zorluklar, karşılaştıkları şiddet, cinsiyet eşitsizliği ve yıldırma politikalarının son bulması için daha etkin mücadele edilmesi gerekliliği önümüzde bir görev olarak bulunmaktadır. Kadın mücadelesinin önemli bir kazanımı olan İstanbul Sözleşmesinden çekilinmesi ile kadına yönelik şiddetin cezasızlığının önü açılmıştır.  Aile, eğitim, çalışma yaşamı, istihdam, kısaca bütün toplumsal yaşamda açıkça görülebilen olumsuzluklar, AKP iktidarında artmıştır. Cinsel saldırılar, kadınların maruz kaldıkları aşağılanmalar, günlük yaşamda her yerde ve mevzuatlarda sürmektedir. AKP iktidarında kadın cinayetlerinde 14 kat artış olması tesadüfî değildir. Zira bugün ülkemizi yöneten iktidar, laiklik karşıtıdır, dinsel bir toplum kurgusuna sahiptir, kadın-erkek eşitliğine inanmamaktadır; hemen her vesileyle kadınların bedenleri ve varlıkları üzerinde baskı ve "sahiplik" mekanizmaları oluşturmaya çalışmaktadır. Önce "3 çocuk" sonra "5 çocuk" söylemi, 4+4+4 gerici eğitim sistemi, "kürtajın vatana ihanet olduğu" vb. söylem ve uygulamalar, sermaye çıkarları ile gericiliğin ideolojik-kültürel, siyasal dünyasının nasıl uyuştuğunu göstermektedir. Kadın düşmanı tüm politikalara ve uygulamalara karşı yürütülen mücadelenin güçlenmesi, kadın dayanışmasının büyümesi ve toplumsallaşması hayati önem kazanmıştır.

Yaşanan siyasal ve ekonomik krizi gündemden düşürmek için dış politikada müdahaleci, saldırgan politikalar yürürlüğe konulmuş, emperyalist güçlere bağımlılık ilişkileri derinleştirilmiştir. Emperyalizme karşı yürütülen bağımsızlık mücadelesi, emekçilerin söz, yetki ve karar hakkına sahip olduğu eşit, özgür bir ülke mücadelesi ile iç içe geçmiştir. Emekçilerin hak arama ve örgütlenmesi önündeki engeller büyümüş, baskının şiddeti artmıştır. Suriye ve Libya`ya yönelik müdahalelerin bir parçası haline getirilen ülkemiz sürekli bir savaş durumu içinde tutulmuş, başta meslek örgütleri olmak üzere, barıştan, kardeşlikten yana tavır alan tüm kurum ve kişiler düşmanlaştırılarak hedef gösterilmiştir. Son zamanlarda çeşitli kentlerde ve Konya`da Kürt yurttaşlara yönelik gerçekleştirilen saldırılar ile HDP İzmir il binası başta olmak üzere bazı binalarına yönelik düzenlenen silahlı saldırılar, ülkemizin sürüklenmek istendiği yeri göstermektedir. HDP`nin kapatılması davasını da bu eksende değerlendirmek mümkündür. Bu saldırılar karşısında toplumun gösterdiği etkili karşı duruş, kandan ve çatışmadan beslenen ırkçı, faşist anlayışlara karşı güçlü bir cevap olmuştur. Kayyumlar aracılığı ile seçilmiş belediyelere el konulması, seçilmiş milletvekillerinin cezaevlerine gönderilmesi demokrasiye karşı vurulmuş darbeler olarak ülkemizin karanlık sayfalarına yenilerini eklemiştir. OHAL KHK`ları ile haksız ve hukuksuz bir şekilde, haklarında herhangi bir soruşturma dahi yürütülmeden ihraç edilen kamu çalışanlarına yönelik gösterilen insanlık dışı tavır hala sürmektedir. Çeşitli sosyal medya platformları aracılığı ile ortaya dökülen kirli ve karanlık ilişkilerin itirafları, devlet yapılanması içerisindeki suç organizasyonlarını ve halka ait olan kamu varlıklarının bir avuç sömürgen tarafından nasıl yağmalandığını gözler önüne sermiştir. OHAL borsalarından cinayetlere, kamu işletmelerinin peşkeş çekilmesinden yasa dışı silah ve petrol ticaretine kadar uzanan kirli, karanlık suç ilişkisi zincirinin hukuk önünde hesap vermek yerine nasıl korunup kollandığı da ortadır. Emekçilerin alın terinin sömürüsü üzerine kurulu çarpık düzen lime lime dökülürken, kirli parçaları da etrafa saçılmaya devam etmektedir. Özgür, eşit ve demokratik bir ülke kurabilmek için bu karanlık ilişkilerle toptan mücadele etmek ve hesaplaşmak, emperyalizme ve faşizme karşı bağımsızlık, emek, barış ve demokrasiyi cesur bir şekilde savunmak gerekmektedir.

Kürt halkının sosyal, siyasal, kültürel hakları, talepleri demokrasi ve insan hakları kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, çözümsüzlük üreten baskı, şiddet ve güvenlik eksenli politikaların uygulanması çatışmalı ortamın devam etmesine neden olmaktadır. İktidarın politikalarına muhalefet eden tüm kesimler haksız, hukuksuz bir şekilde cezaevlerine atılmaktadır. Cezaevlerinde hukuk dışı, antidemokratik uygulamalar artmakta, bu uygulamalara karşı gelişen tepkiler de yetkililer tarafından görmezden gelinmektedir. Kürt sorunu konusunda inkar, imha ve şiddet politikalarının terk edilerek, sorunun siyaset kurumu içinde diyalogla çözülmesi ve bunun için gerekli adımların bir an önce atılması elzemdir.

12 Eylül faşist darbesi ile birlikte kapitalizmin neo-liberal ekonomi politikaları hayata geçirilmiş ve emekçi halk sınıflarının kazanımlarına birer birer el konulmuştur. Bu sürecin bir devamı olarak Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu`nda (MKE) bilindik özelleştirme oyunları başlamış ve Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) de özelleştirme kapsamına alınmıştır. 20 yıl önce yürürlüğe giren Elektrik Piyasası Kanunu (EPK) ile elektrik enerjisi adım adım piyasalaştırılmış ve bugün gelinen noktada elektrik sisteminin beyni durumundaki TEİAŞ`da özelleştirilme kapsamına alınmıştır. Elektrik sektöründe yaşanan sermeye transferi süreci aynı şekilde MKE`de de yaşatılacaktır. AKP, iktidara geldiği günden bu yana neo-liberal özelleştirme politikalarının en sadık ve saldırgan temsilcisi olmuştur. Cumhuriyet tarihinin tüm endüstriyel birikimini, sınai tesisleri, kamusal yatırımları ve kurumları farklı yöntemlerle özeleştirilmiştir. Özelleştirmeler sonucunda çalışanlar, üreticiler ve toplum büyük kayıplar yaşarken, sermaye sahipleri servetlerine servet katmışlardır. TELEKOM, TÜPRAŞ, PETKİM, TEKEL, ERDEMİR, TEDAŞ, Şeker Fabrikaları gibi pek çok kamusal zenginliğimiz, halka ait olmaktan çıkmıştır. Diğer kamu kuruluşlarımız ise Varlık Fonuna devredilerek sürekli zarar eden, denetimsiz yapılar haline getirilmişlerdir. Bu yağma düzenine karşı toplumun ortak çıkarı için, planlı ve sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için, yeni yatırımların yapılarak istihdamın artırılması için acilen sektör temelli yeni ve güçlü kamu işletmeleri kurulmak zorundadır. Bunun için kamusal fayda ve demokratik yönetim ve denetim anlayışı ekseninde oluşturulacak kamusal kurum ve kuruluşlara ihtiyacımız vardır. Bizden çalınanların geri alınması için tereddütsüz bir şekilde yeniden kamulaştırma adımları hızla atılmalıdır.

2020 yılı içerisinde, Türkiye Barolar Birliği ve TMMOB Kanunlarında değişiklik yapılması yolu ile müdahale girişimleri yeni bir boyut kazanmıştır. Otoriter sistemin kökleşmesi yolunda uzun yıllar içerisinde yürütülen saldırı dalgası Birliğimizi de hedef alarak ilerlemiş, Avukatlık Kanunu değiştirilmiştir. Eş zamanlı şekilde TMMOB Kanun değişikliği taslakları hazırlanmış, kara propaganda merkezi olarak çalışan yandaş basın operasyonları eşliğinde Birliğimize yönelik saldırılar yoğunluk kazanmıştır. TMMOB Kanunu değişikliğine yönelik siyasal iktidarın hazırladığı taslak TBMM`nin tatile girmesi ile rafa kaldırılmıştır. Kamu ve toplum yararı doğrultusunda meslek alanlarımızda yaşanan yağma ve talan sürecine müdahale eden, emek, barış, demokrasi, bağımsızlık ekseninde faaliyet sürdüren TMMOB`nin etkisizleştirilmesi ve parçalanmasına yönelik çabaların devam edeceği açıktır. Birliğimizin şimdiye kadar göstermiş olduğu direnç ve mücadele çizgisi, mühendis, mimar ve şehir plancılarının hakları kadar parçası olduğumuz toplumun ve ülkemizin hak ve çıkarları için de hayati önem taşımaktadır. Kamusal varlıklarımızın ana hedef olduğu, sermaye saldırısı altındaki meslek alanlarımızda yürüttüğümüz mücadele ülkemizin aydınlık geleceğine giden yolda önemli bir mevzi, TMMOB de bu mücadelede önemli bir kuruluştur. TMMOB`ye yönelik saldırılara karşı toplum ve ülke çıkarları için mücadelemiz büyüyerek, güçlenerek ve gelişerek devam edecektir.

Covid-19 salgını karşısında geliştirilen politikalar ve uygulamalar, neo-liberal ideolojinin iflas ettiğini göstermiştir. İnsanları ölüme terk eden kapitalizmin, insanlık ve dünya için felaketten başka bir sonuç üretemeyeceği yeniden gözler önüne serilmiştir. Salgın sırasında Sağlık Bakanlığı`nın 65 yaş üstü insanlarımızı hedef olarak göstermesi kabul edilemez ve bu durum insan haklarına aykırıdır. Benzer durum, doğanın sömürüsüne dayalı olarak gerçekleşen müdahalenin bir sonucu olan iklim krizinin sonuçları açsından da yaşanmaktadır. Doğa ile uyumsuz ve plansız kentleşme, sanayi, enerji vb. politikalar sonucu yok edilen doğal yaşam alanları ve bozulan ekosistemler sağlık sorunları, gıda kriz, iklim krizi gibi sorunların doğmasına neden olmuştur. Tarım sektörümüz yıllardır uygulanan yanlış ve özelleştirmeci tarım politikaları nedeniyle yapısal sorunlarını çözememiştir. Yaşanan krizden kurtulabilmek için ithalat kolaycılığına dayalı neoliberal ekonomi politikaları yerine üretim ekonomisini, sermayenin öncelikleri yerine kamusal çıkarları, gündelik politikalar yerine tarımda planlı kalkınmayı hedefleyen anlayış bir an önce benimsenmeli, tarım sektörüne yönelik yapısal sorunları gideren tarımsal planlamalar acil olarak gündeme alınmalıdır.

Kamusal kaynaklar halkın ortak ihtiyaçları için değil, yandaş sermaye kesimlerinin zenginliği için kullanılmış, Kamu Özel Ortaklığı adı altında, bütün ticari riskin hazine tarafından üstlenildiği gelir garantili anlaşmalar yoluyla ülkenin geleceği de ipotek altına alınmıştır. İstanbul Havalimanı, Akkuyu Nükleer Enerji Santrali, Şehir Hastaneleri, Millet Bahçeleri, İnciraltı-Çeşme-Urla Turizm Projeleri, Kanal İstanbul gibi hiçbir planlamaya dayanmayan, toplumsal öncelikleri gözetmeyen, doğayı ve tarihi hiçe sayan projeler, büyük reklam kampanyalarıyla AKP`nin siyasal propaganda malzemesi olarak kullanılmıştır. Ormanlarımız, madenlerimiz, denizlerimiz, derelerimiz, limanlarımız, tarım alanlarımız, tarihi mekânlarımız yandaş şirketlere ve uluslararası tekellere peşkeş çekilmiştir. Kaz Dağlarından Fatsa`ya, Cerattepe`den ve Kuzey Ormanlarına, Hasankeyf`ten ve Allianoi`ye, Dipsiz Göl`den Kapadokya`ya ve Manisa Kula-Salihli Jeoparkı`na kadar yaşam alanları, denizler, dereler, kıyılar, ormanlar, meralar, yaban hayatı, biyolojik, jeolojik ve ekolojik çeşitlilik, tarihsel ve kültürel miras sermayenin dizginsiz talanına açılmış, coğrafyamıza telafisi mümkün olmayan zararlar verilmiştir. Saroz Körfezine yapılmakta olan yüzen rafineri ve liman projesi geri dönülmez bir çevre tahribatı doğurmaktadır. Yapılması halinde İstanbul, Trakya, Karadeniz ve Marmara Denizi`ne yönelik tahribatı mega boyutlarda olacak olan Kanal İstanbul projesinden vazgeçilmelidir. Birliğimiz ve Odalarımız tarafından açılan 12 dava ve muhtemel yeni davalar hukuk sürecinin bir tiyatroya dönüştüğünü göstermeye yetmektedir. TMMOB, yaşam alanlarının, derelerin, kıyıların, ormanların, meraların, yaban hayatının, biyolojik, jeolojik ve ekolojik çeşitliliğin, tarihsel ve kültürel mirasın korunmasını kayıtsız şartsız ve öncelikli olarak savunmaya devam edecektir.

Son zamanlarda Doğu Karadeniz başta olmak üzere ülkemizin çeşitli yerlerinde yaşanan ve afete dönüşen doğa olaylarının yarattığı yıkım ve can kayıpları giderek artmaktadır. Sel felaketlerinin temel nedenleri, iklim değişikliğinden ziyade, insan kaynaklı doğa tahribatları, yanlış su politikaları, HES`ler, plansız ve çarpık kentleşme, yetersiz altyapı ile merkezi ve yerel yönetimlerin kentleri rant politikalarına teslim etmesidir. HES`ler ile vadi yataklarının doğal yapısı ve akış bozulmuştur. Çarpık kentleşme sonucu, dere taşkın alanları ve dere yatakları yapılaşmaya açılmıştır. İmar affı adı altında, yanlış yerlerde mühendislik hizmeti alınmadan inşa edilen kaçak yapılara göz yumulmuş, yurttaşlarımız güvenliksiz ve sağlıksız yapılarda, risk altında yaşamaya mecbur bırakılmıştır. Yanlış su yönetimi ve HES politikaları sonlandırılmalıdır. Dere yatakları acilen bilim ve tekniğin kurallarına uygun olarak rehabilite edilmeli, heyelan riski olan alanlar yapılaşmaya açılmamalı bu alanlar üzerindeki mevcut yapılar kaldırılmalı, tekrar yapılaşmaya açılmaması için Anayasal korumaya alınmalıdır. Bilim ve tekniğe uygun olmayan, ranta dayalı, doğa ve yaşam düşmanı projelere izin verilmemelidir. Deprem riskini sermaye çevreleri için bir fırsata çeviren ranta dayalı kentsel dönüşüm politikaları terk edilmelidir. Doğa olaylarının afetlere dönüşmemesi için TMMOB gibi kamu kurum ve kuruluşlarının yetkileri artırılmalı ve önerilerimiz, itirazlarımız dikkate alınmalıdır.

Mühendislik, mimarlık ve şehir planlamanın değeri, önemi ve ihtiyacı ardı ardına gerçekleşen afetler sonrası daha anlaşılır hale gelmiştir. Doğa ile uyumlu şekilde sağlıklı ve güvenli bir yaşamı sürdürmek mümkündür. Bunun için en başta bilim ve tekniği dışlayan, kamucu politikaları tasfiye eden anlayış terk edilmeli, temel politikalarda köklü değişikliklere gidilmelidir.

TMMOB olarak, tek adam rejiminin ülkeye hiçbir biçimde istikrar getirmeyeceği en başından itibaren ifade edilmiştir. 2017 yılındaki Anayasa Referandumu sırasında da 2018 yılındaki Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde de halk egemenliğinin, hukuk devleti anlayışının, güçler ayrılığı ilkesinin ortadan kaldırılmasının ülkeyi uçuruma sürükleyeceği belirtilmiştir. Kendi kültürlerine, kendi kimliklerine, kendi inançlarına, kendi yaşam tarzlarına sahip çıkan tüm kesimleri toplumsal yaşamdan dışlayan, hukuk önünde eşit görmeyen tek adam rejiminin geleceğinin olmadığı açıktır.

TMMOB, emperyalizmin başta Ortadoğu olmak üzere yakın coğrafyamızdaki sömürü amaçlı yıkım ve savaş politikaları sonucu ülkelerinden ayrılmak durumda kalan ve ülkemize gelmiş olan sığınmacıları ötekileştiren söylem ve eylemleri şiddetle kınamaktadır. TMMOB, emperyalist saldırganlığa ve kapitalist sömürüye karşı çıkarken aynı zamanda sığınmacıların insanca koşullarda yaşamasını sağlamayı, güvenli işlerde çalışması için mücadele etmeyi, dolaşım özgürlüklerini savunmayı ve ülkelerine geri dönebilecekleri koşullar için çaba harcamayı bugün tüm emek ve demokrasi güçlerinin güncel görevi olarak görmektedir.

TMMOB 46. Olağan Genel Kurulu, meslek sorunlarının ülke sorunlarından ayrılamayacağı ilkesi ile ülkemizin içerisinde bulunduğu durumu, aklın ve bilimin ışığında analiz etmeye ve çözümler üretmeye çalışmıştır.

TMMOB, geçmişte olduğu gibi gelecekte de eşitliği, özgürlüğü, bağımsızlığı, emeği, demokrasiyi ve barışı savunmaya devam edecektir.

TMMOB, sevgili başkanımız Teoman Öztürk`ün de ifade ettiği şekilde, "Yüreğimizdeki insan sevgisi ve yurtseverliği baskı ve zulüm yöntemlerinin söküp atamayacağının bilinci içinde, bilimi ve tekniği emperyalizmin ve sömürgenlerin değil, emekçi halkımızın hizmetine sunmak için her çabayı güçlendirerek sürdürmek yolunda inançlı ve kararlıyız." demeye ve bunun için mücadele etmeye devam edecektir.

Yaşasın TMMOB, yaşasın mücadelemiz.

TMMOB 46. OLAĞAN GENEL KURULU

 

TMMOB 46. DÖNEM KURULLARI:

TMMOB 46. DÖNEM YÖNETİM KURULU

BİLGİSAYAR M.O. Cem Nuri ALDAŞ

ÇEVRE M.O. Halil GEZER

ELEKTRİK M.O. Ufuk ATAÇ

FİZİK M.O. Ekrem POYRAZ

GEMİ M.O. Mustafa ZORLU

GEMİ MAKİNELERİ İŞLETME M.O. Feramuz AŞKIN

GIDA M.O. Yusuf SONGÜL

HARİTA VE KADASTRO M.O. Asiye Ülkü KARAALİOĞLU

İÇMİMARLAR O. Ata Can KALE

İNŞAAT M.O. Selçuk ULUATA

JEOFİZİK M.O. Murat FIRAT

JEOLOJİ M.O. Ömer Ersin GIRBALAR

KİMYA M.O. Mehmet BESLEME

MADEN M.O. Hüsnü MEYDAN

MAKİNA M.O. Emin KORAMAZ

METALURJİ VE MALZEME M.O. Utkan GÜNEŞ

METEOROLOJİ M.O. Ayşegül AKINCI YÜKSEL

MİMARLAR O. A.Mücella YAPICI

ORMAN M.O. Yusuf KANDAZOĞLU

PETROL M.O. Yüksel KURT

PEYZAJ MİM.O. Barış EKMEKÇİ

ŞEHİR PL.O. Orhan SARIALTUN

TEKSTİL M.O. Esen Leyla İMREN

ZİRAAT M.O. Özden GÜNGÖR 

TMMOB 46. DÖNEM DENETLEME KURULU  

İNŞAAT M.O. Taylan KALENDER

JEOLOJİ M.O. Halil İbrahim YİĞİT

MADEN M.O. Nadir AVŞAROĞLU

MAKİNA M.O. İlter ÇELİK

MİMARLAR O. Mehmet Zeki BARUTÇU  

TMMOB 46. DÖNEM  YÜKSEK ONUR KURULU

HARİTA VE KADASTRO M.O. Ali Fahri ÖZTEN

İNŞAAT M.O. Züber AKGÖL

MAKİNA M.O. Battal KILIÇ

MİMARLAR O. Semih Lütfi TEMİZKAN

ZİRAAT M.O. Şihat ŞENGAL 

Okunma Sayısı: 91

Tüm Haberler »

 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME