KMO

ODAMIZIN 12. KALKINMA PLANI `KİMYA SANAYİNE` İLİŞKİN RAPORU

    Yayına Giriş Tarihi: 16.01.2023  Güncellenme Zamanı: 16.01.2023 15:04:03  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

Güncellenme Zamanı: 16.01.2023 15:03:13

İlgili rapora haberin devamından ulaşabilirsiniz.

SUNUŞ 

Sunuşumuzu, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu (6235 Sayılı Yasa) ve 6269 sayılı Kimyagerlik ve Kimya Mühendisliği Hakkında Kanun (15.02.1954 tarih 8639 sayılı R.G.), 6269 sayılı kanunuın 6.maddesi kapsamında uygulama Yönetmeliği (20.06.1966 tarih 12327 sayılı Resmi Gazete) kapsamında kurulmuştur. Ayrıca Anayasanın 135. Maddesinde tanımlanan kamu tüzel kişiliğine sahip, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. 

TMMOB Kimya Mühendisleri Odasının, kuruluş amacında belirtildiği üzere; 

Ülkenin ve kamunun çıkarlarının gözetilmesinde, yeraltı-yerüstü doğal kaynakların bulunması, korunması ve işletilmesinde; 

Tarımsal ve sınai üretimin arttırılmasında ülkenin sosyo ekonomik kültürel ve teknolojisi ve kalkınmasında;

Çevrenin ve tüketicinin korunmasında;

Kimya Mühendisliği disiplininin gelişmesine, mesleğin ülke toplum ve üyenin yararları doğrultusunda uygulanması, geliştirilmesi, üyelerin mesleki çıkar, hak ve yetki kullanımında, uzmanlık alanının ülkenin ve üyenin çıkarlarına uygun olarak üretilmesinde yardımcı olmak ana amacıdır. 

Kimya Sanayi konusunda T.C. Cumhurbaşkanlığı 12. Kalkınma Planının yapılacağı toplantıya görüşleri özetle şöyledir;

Bu toplantıda istitastiki veriler devletin ilgili kurumlarının vereceğinden hareketle yukarda tüzükte tanımlanan kapsamında genel yaklaşımımızı aktarmaya çalışacağız. Bunu da 11. Kalkınma Planı (2019-2023) tarihleri arasında kalkınma planına dayandırarak sunacağız. 

Böylelikle görüşlerimizin subjektiflikten uzak, devlet örgütlülüğü içindeki Bakanlığın 11.Kalkınma Planındaki ifadelerle toplantıya katkı koymayı hedefliyoruz. 

KİMYA SANAYİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

Kimyasal sanayii çiftçiler için pestisitler ve gübreler, sağlık sektörü için ilaçlar, tekstil endüstrisi için sentetik boyar maddeler ve lifler, kozmetik endüstrisi için sabunlar ve güzellik yardımcıları, gıda sanayi için sentetik tatlandırıcılar ve tatlar, kağıt, yazılı medya için, boya ambalaj endüstrisi için plastikler, kimyasallar ve otomobil endüstrisi için yapay kauçuk, boya üretmektedir. Çok geniş bir yelpazede üretim yapan sektörlerle doğrudan ilişkisi vardır.

Ülkemizde kimya sanayinin gelişimine baktığımızda Cumhuriyet öncesi sabun, yağ ve gül yağı gibi alanlarda küçük ölçekte yerel üretimler söz konusuydu. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ise özel sektörde sanayi için yeterli sermaye birikimi olmamasından dolayı, devlet ihtiyaçların ön plana çıktığı alanlarda yatırım yaparak kimya sanayinin temellerini atmıştır ve 1. Planlı kalkınma dönemi başlatılmıştır.

Sektörün Tanımı ve Faaliyet Alanları

Bilim ve teknolojinin gelişmesiyle, kimya sanayisi de gelişmiştir. Başlangıçta, amaca göre farklı ülkelerden getirilen değişik meslek gruplarının çalışması, süreç içinde kendi fabrikasını kurmak için gerekli mühendislik bilgileri kullanmak amacıyla 6235 sayılı TMMOB kanunu ile 27.1.1954 yılında kuruldu. Ayrıca 6269 sayılı kanun ile Kimya Mühendisleri ve Kimyagerlerin çalışma alanları ve yetkileri tanımlanmıştır. 

Türk Kimya Sanayinin Mevcut Durumu

Kimya sektörü, imalat sanayinin en önemli sektörlerden birisidir. Sanayileşmiş ülkelerde ilk 3 sanayiden biri olan kimya sektörü bir gelişmişlik göstergesi konumundadır. Çünkü sanayileşmiş ülkelerde enerji, tarım, sağlık, ulaştırma, gıda, inşaat, elektronik, tekstil ve çevre koruma gibi alanlara sağladığı yüksek katma değer içeren ürünleri nedeniyle ve bu sektörlere sağladığı teknolojik yeniliklerle lokomotif sektör konumundadır. Sektör tarafından üretilen ürünlerin %23`ü doğrudan tüketiciye ulaşırken %77`si ise diğer sektörlerde ara mal veya hammadde olarak kullanılmaktadır.

Kimya sektörü oldukça geniş bir ürün yelpazesine sahiptir. Sektör, temizlik ürünleri, boya, kozmetik ürünleri, ilaçlar gibi tüketim mallarının yanı sıra, tarım sektörü için gübreler ve tarım ilaçları, kimya sanayinin de dahil olduğu imalat sanayinin ihtiyaç duyduğu organik ve inorganik kimyasallar, boyalar, laboratuvar kimyasalları, termoplastikler, askeri ve sivil patlayıcılar ve benzeri ürünleri üretmektedir. 

Ekonomimize ve diğer sektörlere önemli katkı veren sektörün öncelikli sorunu hammaddedeki yerli üretimin yetersiz oluşudur. Kimya sektörü gerek hammadde gerek teknoloji olarak büyük ölçüde ithalata bağımlıdır. Sektörün gelişimi için yeni ve modern teknoloji ile sermaye yoğun üretime ve dolayısıyla büyük ölçekli yatırımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yatırımların büyük bir kısmı petrokimya sektörüne yönelik yatırımlar olmalı ve petrokimya sanayinde yapılması planlanan yatırımlara ilişkin detaylı bir çalışma ve değerlendirme yapılmalıdır. Üniversite, sanayi ve meslek odaları.

Türkiye petrokimya piyasası, Çin ve Hindistan`dan sonra dünyanın en hızlı büyüyen pazarlarından biridir. Plastik endüstrisi, petrokimya sanayinin bir alt grubu olarak girdisinin %90`ını bu sektörden sağlamaktadır. Ancak ülkemizde plastik hammaddelerinde yerli üretim yetersizdir. Bu nedenle sektör hammadde açısından büyük ölçüde dışa bağımlıdır. Yerli üretim ihtiyacın çok az bir miktarını karşılayacak seviyededir. Sektörün dışa bağımlılığı hem iç hem dış pazarda firmaların rekabet gücünü oldukça düşürmektedir.

Ara malı ithalatının üretim değerindeki oranı (%)

Sektörde yurt içi üretimin yetersizliği, sanayiciyi ithalata yönlendiren en önemli faktördür. 2017 yılı verilerine göre, alt sektörler arasında en fazla ithalatı 7,7 milyar dolar ile Temel Kimyasal Maddelerin İmalatı Sektörü, 10,7 milyar dolar ile Birincil Formda Plastik ve Sentetik Kauçuk İmalatı sektöründe yapılmaktadır.

Deterjan ve temizlik maddeleri sektörünün hammadde açısından dışa bağımlı olduğunu söylemek mümkündür. Önemli girdilerden LAB, STPP, enzim, optik ağartıcı ve parfüm ithalata dayalıdır. Bunların dışında ambalaj olarak yerli üretim kullanılmakla beraber bunun hammaddesi de önemli ölçüde ithal edilmektedir.

Lastik sektörünün en önemli girdileri tabii kauçuk, sentetik kauçuk ve karbon karasıdır. Özellikle tabii kauçukta %100 ithalat bağımlılığı bulunmaktadır.

Türkiye, bugün sektörel yapısı ve gücü itibarı ile Avrupa`nın 5`nci büyük boya üreticisi konumundadır. Sektörün toplam üretim kapasitesi yaklaşık 850 bin ton/yıldır. Boya üretiminin %83`ünü dekoratif boyalar (inşaat boya ve cilaları, ahşap mobilya boyaları, metal boya ve vernikleri), %12`sini toz boyalar, deniz boyaları ve %5`ini araç yenileme boyaları oluşturmaktadır.

Kimya sanayi, plastikten kozmetiğe, ilaçlardan boyalara kadar birçok alanda sağladığı nihai ürünlerin yanı sıra, pek çok sektöre de ara mal ve hammadde temin eden bir sanayi dalı olarak, ekonomide önemli bir role sahiptir. Sektör hayat standardımızı arttıran, hastalıklara karşı korunmayı ve tedaviyi sağlayan, temizlik ve hijyen konularında katkıda bulunan, giyinme ve beslenmede insanlığın ihtiyacını karşılayan bir sanayi dalıdır. Kimya sanayi, imalat sanayi sektörleri arasında en fazla ticareti 5,5 milyar ile kauçuk ve plastik sektörü ile yapmaktadır.

İthalat

Kimya sektörü ithalatı ne yazık ki her yıl artmaktadır.

Ar-Ge Faaliyetleri ve Eğitim

Ar-Ge faaliyetleri sektörün katma değeri yüksek ürünleri üretebilme ve bu ürünleri ihraç edebilme yeteneğini ortaya koyan önemli bir göstergedir. Kimya sektöründe dünya ihracat sıralamasında ilk sıralarda yer alan ülkelerin Ar-Ge harcamalarının da oldukça yüksek olması da bu görüşü destekler niteliktedir. Çin`in dünya ölçeğinde yükselmesi Ar-Ge`ye bağlı.

Türkiye`nin toplam Ar-Ge harcaması T.C. Kalkınma Bakanlığı`nın 11. Kalkınma Planındaki verilerine göre 2016 yılında 24 641 251 935 TL olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönem GSYİH ise 2 trilyon 608 milyar 526 milyon TL`dir. 2016 yılında toplam Ar-Ge harcamasının GSYİH içindeki payı %0,94`tür.

Kimya sektöründe Mart 2018 tarihi itibariyle 97 Ar-Ge merkezi faaliyete geçmiştir. Kimyasalların ve kimyasal ürünler imalatı sektöründe 59, ilaç sektöründe 28 Ar-Ge merkezi faaliyet gösterirken kauçuk ve plastik sektöründe 10 Ar-Ge merkezi faaliyet göstermektedir.

Kimya sanayi yatırımlarının ülkemizde kendi olanaklarımızla yapılmamasında etken olan, bu tür yatırımlarda yabancı teknoloji ve projeyi zorunlu kılan ve dolaylı olarak Türk Kimya Sanayiinin uluslararası pazarlarda sürdürülebilir rekabetçi konuma gelmesini engelleyen bir diğer önemli husus; kimyasal proseslerin ve prosesteki bazı önemli ekipmanların tasarım ve imalatını ileri ülkeler düzeyinde yapabilen kuruluşların ülkemizde olmamasıdır. Bu nedenle bu aktiviteyi gerekli kalitede yürütebilecek yerli proses tasarım ve proje firmalarının ülkemizde oluşması için bazı farklı teşvik ve desteklerin kısa sürede devreye sokulmasında yarar vardır.

Endüstriyel araştırmaları artırabilmek, fikri mülkiyet haklarının ticarileştirilmesi, girişimcilik, yenilikçilik endeksinin yükseltilmesi, lisansüstü öğrencilerin endüstriyel araştırmalarda yer almasının teşvik edilmesi ve sanayi ile üniversitelerin işbirliğinin geliştirilmesi için etkili faaliyet eylem planları oluşturulmalıdır. Firmaların Ar-Ge altyapısı yatırımı yapmadan, üniversitelerin araştırma merkezlerinin ve araştırma laboratuvarlarının altyapısını kullanarak Ar-Ge ihtiyaçlarının karşılanması için uygun modeller geliştirilmelidir. Böylece ekonomimiz için daha düşük maliyetle üniversiteler sanayinin ihtiyacına yönelik Ar-Ge yapabilir ve araştırma projelerinin uygulamaya dönüştürülmesine katkı sağlayabilir. Ancak bu hedeflere ulaşabilmek için üniversite-sanayi işbirliğinin koordinasyonunu daha etkin ve daha verimli biçimde sağlamak gerekmektedir. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı tarafından firmaların Ar-Ge ve Tasarım Merkezlerinin kurulmasının desteklenmesi, bu konuda gerekli koşulların yumuşatılması (gerekli Ar-Ge personel sayısının düşürülmesi) olumlu adımlardır. Kimya sektöründe 2018 yılı Mart ayı ile Ar-Ge Merkezleri sayısı 97`ye ulaşmıştır. Bu pozitif bir gelişmedir ancak kurulan Ar-Ge Merkezleri faaliyetlerinin ekonomimize yaptıkları net katkılarının reel olarak değerlendirilmesini yapacak ve ayrıca Ar-Ge Merkezleri arasında gerektiğinde irtibatı sağlayacak, ortak etkinlikler düzenleyecek STK, T.O.B.B., T.M.M.O.B ve Kimya Mühendisleri Odası`nın olduğu bir çatı yapıya ihtiyaç vardır. 

Nitelikli Ar-Ge personelinin yetiştirilmesini teşvik etmek ve sanayide çalışan doktora derecesine sahip personelin sayısını artırmak için doktora yapan lisansüstü öğrencilere sağlanan burslar ve destekler çeşitlendirilmeli, yararlanıcı sayıları ve burs miktarları artırılmalıdır. Ar-Ge ve inovasyon amacıyla güdümlü projeler kapsamında sağlanacak destekler ile üniversitelerin araştırma laboratuvarlarının altyapı olanakları iyileştirilebilir ve geliştirilebilir.

Ayrıca; 6735 sayılı yeni Uluslararası İşgücü Kanun maddesi ile yabancı uyruklu mühendis ve mimarlara ülkemizde çalışma izni verilmesiyle, işletmelerin en kritik kadrolarında istihdam edilmesi, ülkemiz adına gelecekte çok önemli sorunlar yaratacaktır. Şöyle ki bilgi ve deneyimlerden yoksun kalan mühendis ve mimarlarımız, gerektiğinde kendi kaynaklarımızla da işletme kurma ve faaliyetleri sürdürmez olacaklardır. 

Eğitim

• Stajın bir anlamda işe almanın ilk aşaması olarak değerlendirmek ve bu konuda gelişme sağlamak amacıyla sanayi, meslek odaları ve üniversite birlikte bir platformda çalışmalıdır.

• Üniversite öğrencileri için ülke genelinde staj yeri temini konusu tek elden kamu-özel sektör işbirliği ile örneğin YÖK tarafından TOBB işbirliği ile yürütülmelidir. Staj öğrencilerinin sadece laboratuvar ve fabrikada değil, aynı zamanda ofis içerisinde farklı bölümlerde, farklı branşlarda ve eğer mümkünse meslek odalarından da (belirli bir süre) faydalanılabilmesi gerekmektedir.

• Üniversitedeki bilimsel araştırmalar, sanayide kullanılmalıdır.

• Sanayicinin staj konusunda daha duyarlı olmasında yarar görülmektedir.

KMO MESLEKİÇİ EĞİTİM

Kimya Sanayiinde Güvenlik

Kimyasal kazalar, olası hasar ve zararlarının büyük olmaları ve etkilerinin kısa sürede doğadan silinememesi hatta hiç giderilememesi gibi sonuçlara neden olurlar. Ülkemizde gelişen sanayi ve ticaret ile beraberinde artan enerji ve ulaşım ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak kurulan veya kurulması planlanan büyük ölçekli yapılar (Rafineri, Yakıt Depolama Tesisleri, Kimya Fabrikaları ve benzeri Endüstriyel Tesisler,) yeni tehlike ve riskleri doğurmaktadır. Gelecekte daha fazla can kaybı, toplumsal sağlık sorunları, fiziksel altyapı zararı ve çevresel zararlara engel olmak için tüm afet türlerinde olduğu gibi endüstriyel kazalarda da planlama çalışmalarında yapılacak işlerin başında karşı karşıya olunan tehlikeleri tespit etmek ve riskleri değerlendirmek gelmektedir.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD), 5902 Sayılı Kanunun 11. Madde d bendine istinaden "Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik Ve Nükleer Maddelerin Meydana Getireceği Tehlikelere Karşı Alınacak Önlemleri Ve Yapılacak Çalışmaları Tespit Etmek Ve Bunlarla İlgili Bakanlık, Kamu Ve Özel Kurum Ve Kuruluşlar Arasında Koordinasyonu Sağlamak" ve aynı kanunun 18. Maddesi ı bendine istinaden de "Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer maddelerin tespiti, teşhisi ve arındırması ile ilgili hizmetleri yürütmek, ilgili kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak" görevleri ve aynı zamanda bu konularda mevzuat düzenleme yetkileri bulunmaktadır.

Bu konuda meslekiçi eğitimi, kongre ve sempozyum yapan T.M.M.O.B ve bağlı odalar desteklenmelidir.

Katma değeri yüksek kimyasalların üretiminin özendirilmesi,

Yüksek katma değerli üretim yapısına geçebilmek için Ar-Ge merkezleri ve tasarım merkezleri ile ilgili sanayiciye bilgilendirme yapılmalı.

Kimya alt sektörlerinin Ar-Ge ihtiyaçları belirlenerek, belirlenen katma değeri yüksek kimyasallarla ilgili kamu tarafından proje çağrılarına çıkılacak ve sektörlerin Ar-Ge desteklerinden yararlanmaları sağlanmalı.

Kimya alanında Ar-Ge desteği almış projelerin üretime dönüşmesi yönünde Üniversite ve Sanayi işbirliği yapması özendirilmeli.

Kimya sektöründe ithal ikamesi sağlayacak çevre uyumlu biyoteknolojik ürünlerin geliştirilmesi ve üretimi desteklenmeli ve ilgili mühendislik disiplinlerine daha çok istihdam sağlanmalı.

Sektörün kalifiye eleman sorununun çözülmesi;

Üniversitelerde kimya alanında bilimsel çalışmalar yapan akademisyenlerin üniversite sanayi işbirliğine dayalı projeler geliştirmesi teşvik edilmeli ve Üniversitelerin kimya ile ilgili bölümlerinde yüksek lisans ve doktora programlarının sanayi ile ortaklaşa yürütülmesi teşvik edilmeli.

Kimya sanayi sektöründe nitelikli insan gücünün artırılmasına yönelik, ilgili meslek disiplinlerindeki mühendislerin istihdamı arttırılmalı.

BOYA HAMMADELERİ

• Türk boya sanayisi, küresel standartlardaki üretim kalitesi ile uluslararası pazarda 

önemli bir bölgesel güç konumunda olduğu gibi, son yıllarda ihracatta önemli 

bir ivme kazanmıştır. Türk boya sanayisi 164 milyar ABD Doları tutarındaki küresel 

boya pazarının hacimsel olarak %2`sini temsil etmekte, bu gücü ile Avrupa`da 5. 

sırada yer almaktadır. Avrupa`nın ilk dört boya üreticisi sırasıyla; Almanya, İngiltere, 

Fransa, İtalya`dır. Sektörde sayısı 20`ye yaklaşan büyük ölçekli işletme ve ülke geneline dağılmış çok sayıda küçük ve orta ölçekli işletme faaliyet göstermektedir. İç pazarda toplam boya tüketimi yaklaşık 2 milyar ABD Doları olup, kişi başına boya tüketim miktarı ise 9 kg`dır. 

• Türk boya sanayisinde 2019 yılında toplam boya üretimi, miktar olarak yaklaşık 725 bin ton olmuş ve bu üretimin satış değeri 1,57 milyar ABD Doları düzeyinde gerçekleşmiştir. Gerçekleşen üretimin tonaj olarak %50`sini dekoratif boyalar (diğer bir deyişle inşaat boyaları), %50`sini sanayi boyaları oluştururken değer olarak ise, %67`sini sanayi boyaları, %33`ünü dekoratif boyalar oluşturmaktadır. 

•  Doğrudan ve dolaylı istihdamla birlikte toplam 300 bin kişilik iş gücü yaratan 

sektör; büyüyen sanayi ve yapı sektörü, hızlı kentleşme ve kentsel dönüşümün de olumlu etkileri ile iç pazardaki tüketimi arttırmayı ve 3 milyar dolar ihracat yapmayı hedeflemektedir. 

•  Türkiye`deki dekoratif boya segmentinin üretim hacmi 2021 yılı sonunda tüm zamanların en yüksek hacmi olan 625.000 tona ulaşılmış ve dekoratif boyalar alanında Avrupa`da 4. sıraya yükselmiştir. Bu durum Türk boya sektörü adına oldukça gurur verici bir başarıdır. 2020 ve 2021 yıllarında yaşanan sektörel büyümenin ardından 2022 yılında hacimsel olarak küresel ekonomik konjonktürün de etkisi ile dekoratif boya pazarı hacimsel olarak küçülme eğilimine girmiştir. 

Boya sektörünün geneline bakıldığında da 2022 yılının geçtiğimiz yıllara kıyasla biraz durağan geçtiği görülmekte, hacimsel olarak yaklaşık %10 oranında daralacağı tahmin edilmektedir. Küresel boya pazarında da hacimsel daralma beklentisi hakimdir. 

• İKMİB (İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği) verileri incelendiğinde, sayısı 200`e yaklaşan ülkeye ihracat yapan boya sektörü, 2020 yılında 871 milyon ABD Doları ihracat geliri elde etmiştir. 2021 yılında %27`den fazla artış ile toplam sektörel ihracatı 1,1 milyar ABD dolarını aşmış durumdadır. 2021 yılında en çok boya ihracatı yapılan ülkeler: Irak (89 Milyon ABD Doları), Özbekistan (66 Milyon ABD Doları), İran (57 Milyon ABD Doları)`dır. 2022 yılında ise artan bir büyüme oranı ile ihracatımızın artması beklentiler arasındadır. 

• Başta yeni hammaddeler, nanoteknoloji, yeşil ve sorumlu üretim konuları olmak üzere global boya sanayisinde yaşanan gelişmeleri yakından takip eden Türk boya sanayisi, yenilikçi ve çözüm odaklı yaklaşımı ile uluslararası standartlara uygun bir üretimi sürdürmektedir.

• Sektörel üretim ve teknolojik yapı alanındaki ise özellikle sanayi boyaları üretim alanında daha yüksek katma değerli ve rekabetçi çevre dostu ürünlerin üretiminin artması beklenmektedir.

ENERJETİK MALZEMELER (PATLAYICILAR)

• Ülkemizde sivil patlayıcı imalatı alanında pek çok özel sektör firması faaliyet göstermektedir. Endüstriyel ölçekte konvansiyonel askeri enerjetik malzemelerin (patlayıcıların) üretimi ise sadece Makine ve Kimya Endüstrisi bünyesinde yapılmaktadır. Ancak savunma sanayi ürünlerinin artan menzil, etki, doğruluk, kararlılık, duyarsızlık gibi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sürekli yeni nesil enerjetikler geliştirilmektedir. Ülkemize karşı uygulanan açık ve gizli ambargolar sonucunda ülkemizin bu yeni nesil malzemelere ve bunların teknolojilerine ulaşımı güç olmaktadır. Bu nedenle, yerli milli silahlarımızda kullanılacak mühimmatların da yerli olabilmesi için bu stratejik ve kritik malzemelerin yerli imkanlarla geliştirilmesi ve üretilmesi çok büyük önem arz etmektedir.

• Mevcutta çeşitli üniversite, enstitü, kuruluş, firma tarafından bağımsız yürütülen faaliyetlerin bir araya getirileceği, araştırma, sentez, ölçeklendirme, pilot üretim gibi yeteneklere sahip, dünyada pek çok örneği olan, Ulusal Enerjetik Malzemeler Merkezinin orta vadede kurulmasının değerlendirilmesi faydalı olacaktır.

İLAÇ VE İLAÇ HAMMADDELERİ

• Türkiye ilaç hammaddeleri ve ara maddeleri konusunda dışa bağımlı olup, ihtiyacının %80`inden fazlasını ithal etmektedir. Üretime bakıldığında ise, Türkiye ilaç sektöründe genellikle lisans altında üretim, fason üretim, eşdeğer ilaç üretimi ve ilaç etkin madde üretimi yapmaktadır. SSK İlaç fabrikası, Askeri ilaç fabrikası kapatıldı.

• Türkiye ilaç pazarının yerli ve ithal dağılımına hem kutu hem de değer bazında bakıldığında, 2010-2014 yılları arasında yerli ilaç payının azaldığı ve ithal ilaç payının arttığı gözlemlenmektedir. Türkiye ilaç pazarının 2014 yılında, değer bazında %58,1`ini ithal ilaçlar, %41,9`unu yurtiçinde imal edilen ilaçlar oluşturmakta olup, kutu bazında ise imal edilen ilaçların payı %73,5 ve ithal ilaç payı %26,5 olarak gerçekleşmiştir.

• Uluslararası norm ve standartların uygulandığı Türkiye ilaç sektörü, yüksek üretim teknolojisi gerektiren ürünler (biyoteknoloji vb.) hariç her türlü ürünü üretebilme kapasitesine sahiptir, sonuç olarak Türkiye sektördeki yaklaşık 100 yıllık tecrübesiyle üretmeyi öğrenmiş; fakat üretimin asli unsuru ve temel taşı olan ilaç hammaddeleri ve ara maddeleri konusunda dışa bağımlı olmuştur. Bu bağımlılığın devamı durumunda, Türkiye`nin dünya pazarlarında rekabettin bir parçası olmasından söz etmek mümkün görülmemektedir.

Beşeri İlaç Hammadde ve Yardımcı Maddelerinin Üretilmesi

• İlaç hammaddesi üretiminde, Beşeri, Bitkisel, Zirai ve Veteriner ilaç hammaddelerinin üretiminin yapılacağı "Özel İhtisas OSB"lerinin kurulması sağlanarak yatırım teşvikleri ilaç hammaddesi üretimi için daha cazip hale getirilmelidir.

• Yerli üretim ilaç hammaddelerinin kullanımı ilaç sanayiinde özendirilmeli; ruhsatlandırma süresi, ruhsat harçları, SGK geri ödemeleri, fiyatlandırma gibi konularda ilaç sanayiine avantajlar sağlanmalıdır.

• SGK geri ödeme sisteminde olan ilaçlarda, ülkemizde üretilen yerli hammadde kullanma koşulu getirilmelidir.

• Hammadde üretiminin sağlanabilmesi için Eczacılık, Kimya, Kimya mühendisliği ve Biyoloji bölümlerinin sanayiinin talep ve ihtiyaçların sağlamak için ortak bir hedef doğrultusunda disiplinler arası bir çatı altında çalışması sağlanmalıdır.

• Üniversitelerde yapılan münferit çalışmalar yerine, belirlenecek hedefler doğrultusunda, sonuca gidecek çalışma grupları oluşturulmalıdır.

Bitkisel İlaç Hammaddelerinin Üretilmesi

• KOBİ`lere ve sanayiciye verilen devlet desteklerinde, bitkisel ilaç hammaddeleri ve ekstreleri, ilaç hammaddeleri ve yardımcı maddeleri, veteriner ve zirai ilaçlar konularında pasajlar açılarak girişimcilerin bu sektöre girmeleri özendirilmeli; KOSGEB, Kalkınma Ajansları, TÜBİTAK, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Ekonomi Bakanlığı tarafından verilen teşvik ve hibelerde bu sektörlerin en üst düzeyde faydalandırılması sağlanmalıdır.

• Üretilen ürünlerin saflaştırılması ve analizlerinin yapılabilmesi için uluslararası referans laboratuvarlarıyla akredite olan bölgesel referans laboratuvarlarının kurulması sağlanmalıdır.

• Yerli bitkisel ekstrelerden üretilen ilaçların ruhsatlandırma ve SGK geri ödeme kapsamına alınması sağlanmalı yerli hammadde kullanımı teşvik edilmelidir.

• Üniversitelerin ilgili bölümlerinin (Kimya, Eczacılık, Biyoloji, Ziraat Fakültelerinin) üretici ile entegrasyonu sağlanmalı her bir fakülte üretimin parçası haline getirilmeli üniversitelerdeki bilgi, sahada ekonomik değere dönüştürülmelidir.

* Çaydan (atıklarından) kafein üretiminde fayda/maliyet analiz çalışmaları yapılmalıdır.

• Tıbbi ve aromatik bitkilere özellikle endemik bitkilere ait tohum bankaları kurulmalı ve endemik bitkilere ait genetik bilgiler "Gen-Patentleri" kapsamında tescil edilerek kayıt altına alınmalıdır.

• İlaç hammaddeleri ve özellikle sentez kimyası göz önüne alındığında temel kaynağın petrokimya ürünleri olduğu bilinen bir gerçektir. Bu, her koşulda dışa bağımlılık anlamına gelmektedir. Bu kapsamda, kendi doğal kaynaklarımızı kullanmamız ve ekonomik değere dönüştürmemiz birincil önceliğimiz olmalıdır.

• Devlet hedef koymalı ve gereğini yapmalı.

Nitelikli insan kaynakları ve işgücünün arttırılması,

• Türkiye‘de Meslek Yüksek Okulları‘nın 2 yıllık lastik ve plastik bölümleri varken polimer mühendisliğinin tek bir üniversitede bulunması polimer mühendisliği eksikliğine yol açmakta olup, üniversite sayısı artırılmalıdır. 

• Y.Ö.K tarafından mühendislik disiplini olarak eğitim veren üniversitelerden Kimya Mühendisliği, Biyomühendislik, Biyoproeses Mühendisliği, Polimer Mühendisliği ve Genetik ve Biyomühendislik alanlarından mezun olanlara istihdam açısından öncelik verilmeli.

• Petrokimya sanayi faaliyetleri Türkiye‘ye 1960‘lı yıllarda başlamış olup kısa sürede hızlı bir gelişim göstermiştir. Ülkemizde sektörün en büyük üreticisi PETKİM`dir. PETKİM`in ilk kompleksi Kocaeli Yarımca‘da, ikinci kompleksi Aliağa‘da kurulmuştur. Petkim Yarımca Kompleksi çalışır durumdaki 5 fabrikası (SBR, CBR, KS, BDX, PS) ile birlikte. 01.11.2001 tarihinde TÜPRAŞ`a devredilmiştir. TÜPRAŞ Yarımca`daki petrokimya tesislerinde ekonomik nedenlerden dolayı PS ve BDX üretimini 2005 yılında, SBR ve CBR üretimini 2007 yılında, KS üretimini 2008 yılında durdurarak petrokimya üretim faaliyetlerine son vermiştir. *Neden? 2.04 milyar $ 2008

Türkiye 2016 Petrokimya Kapasiteleri

• Petkim Aliağa kompleksi kurulduğu yıllarda ülke ihtiyacının %70`i yurt içi üretimle karşılanır durumda iken günümüzde artan talebi karşılayacak yatırımların yapılmaması nedeni ile yerli üretimin payı hızla azalmakta ve yurt içi talebinin ortalama olarak %80`i ithalatla karşılanmaktadır. * para bulunsa bir petkim kurulabilir mi?

Hedeflere Ulaşılmasının Önündeki Başlıca Sorunlar

Mevzuattan Kaynaklanan Sorunlar

ÖTV sorunları

• Rafineri petrokimya entegrasyonunda ÖTV mevzuatı yatırımcılar için ciddi bir sorun olmaktadır. Rafineri ürünleri genel olarak ÖTV`ye tabi ürünlerdir. Petrokimya ürünleri ise ÖTV`den muaftır. Sektörün özelliği gereği, rafineri petrokimya entegrasyonu ile sinerji yaratmak amacı ile rafineri- petrokimya arasında çok sayıda ürün alışverişi olmaktadır. Bu ürünlerde ÖTV uygulaması durumunda maliyet yükü yatırımların fizibilitesini olumsuz etkilemektedir. Ayrıca ÖTV`ye tabi petrokimyasal ürünlerde, mevcut mevzuat gereği ithalat yurt içi satın almaya göre daha cazip hale gelmektedir. Bu durum yurt içi kaynaklara bağlı iç satışı ve sektörün yatırımlarını olumsuz etkilemektedir.

İthalat kolaylığı

Dahilde işleme rejimi ithalatı cazip hale getirmektedir

• Ülkemizde ihracat teşvik aracı olarak yaygın bir şekilde DİR sistemi kullanılmaktadır. İhracatı artırmak amacı ile getirilen DİR Rejimi, mevcut uygulamaları ile ihracattan ziyade ithalatı cazip hale getirmektedir. Bu sistem aslında ihraç edilen ürün içerisinde kullanılan hammaddenin ithalatında, korunma ve damping önlemleri dahil, her türlü vergiden muaf olunmasını sağlamaktadır. Özellikle açılan uluslararası soruşturmalar sonucu haksız rekabeti engellemek için konulan anti damping vb. vergilere DİR kapsamındaki ithalatta muafiyet tanınması haksız rekabetin devam etmesine neden olarak yurt içi üreticiye zarar vermektedir.

Serbest Ticaret Anlaşmaları

• Petrokimya sektöründe güçlü ülkelerle yapılan STA anlaşmalarında, gümrük vergilerinin sıfırlanması sektördeki mevcut üretimin rekabet gücünü ve yatırımların fizibilitesini olumsuz etkilemektedir. Örn. Güney Kore, Singapur.

Uluslararası Anlaşmalar Kaynaklı Sorunlar

• Gümrük Birliği, Serbest Ticaret Anlaşması ve Tercihli Ticaret Anlaşması gibi uluslararası anlaşmalarla diğer ülkelere tanınan gümrük vergisi avantajları petrokimya sektörünün gelişimin önündeki en büyük engellerden biridir. Avrupa kimya sanayinde net ihracatçı durumundadır. 1996 yılında imzaladığımız gümrük birliği nedeni ile Avrupa ürünleri ülkemize gümrük vergisiz olarak girmektedir.

Teknoloji eksikliği

• Petrokimya sektöründe büyük ölçüde bilgi, teknoloji ve lisans bakımından dışa bağımlılık devam etmektedir. Kurulmuş tesisleri çalıştıracak yeterli tecrübe ve bilgi birikimi oluşmuştur. Ancak yeni bir fabrikayı, tasarlayacak, temel ve detay mühendisliğini tasarlayacak bilgi birikimi yoktur. Bu da yeni yatırımların maliyetini yükseltmektedir. * Özelleştirmenin en önemli olumsuz etkisi de budur!

TEKSTİL

2021 yılında tekstil ve hazır giyim sektöründe pandemininde etkisiyle hammadde tedarik sıkıntısı baş göstermiş, AB ülkelerinde yerinde tedarik ve yakın coğrafyadan tedarik  önem kazanmıştır. Bu durum tekstil ihracatının büyük kısmını AB ülkelerine yapan ülkemiz için bir avantaj oluşturmuştur. Sektörü bekleyen önemli hususlardan biri Yeşil Mutabakat sürecidir. Sınırda karbon düzenleme mekanizmasının, diğer sektörleri olduğu gibi, tekstil ve hazır giyim sektörünü etkilemesi muhtemeldir. Tekstil ürünlerinin kullanıcı sonrası süreçte tasnifinin, yeniden kullanımının, geri dönüşümünün üzerinde duracak ve bir dizi önlemin gündeme gelmesi ve geri dönüştürülmüş elyaflardan üretilmiş ürünlere talep artması beklenmektedir.

Global Eğilim:

Avrupa genelinde üretimi canlandırmaya yönelik adımlar atılmaya başlanmış, yerelde üretim ön plana çıkmıştır. Hızlı moda, kullan-at, sürekli indirim kavramları yerini kaliteli/dayanıklı/uzun ömürlü ürün üretmek, çevreye etkiyi en aza indirmek kavramları ile değiştirmeye başlamıştır. Avrupa Tekstil Teknoloji Platformu (Textile ETP) Avrupa tekstili için 7 temel hedef belirlemiştir.

Bu hedefler:

• "Sürdürülebilir tekstil hammaddelerine yönelim (geri dönüşüm, biyopolimerler, doğal lifler)",

• "Islak işlem proseslerinden kuru ve enerji verimliliği yüksek proseslere dönüşüm",

• "Tekstil tabanlı üç boyutlu kompozitlerin üretimi",

• "Enerji verimliliği, yapı güvenliği, yeni mimari çözümler için tekstil",

• "Farklı denizcilik uygulamaları (kıyı koruma yapıları, barajlar, suni göletler için jeotekstiller) için teknik tekstiller",

• "Bitki koruma ve su verimliliği için inovatif tekstil çözümleri",

• "Dijital Moda ve Kitlesel Kişiselleştirme"dir.

Etkin kaynak kullanımının sağlanması açısından Almanya, İtalya, Japonya gibi başlıca tekstil makine üreticileri daha az enerji, su ve kimyasal kullanılmasına yönelik teknolojilere odaklanmışlardır.

Dünyada elyaf talebi artmaktadır. Günümüzde 100 milyon ton olan talebin, eğer hızlı artış devam edecek olursa 2030`da 140 milyon tona ulaşması mümkün görülmektedir. 2018`de kullanılan 100 milyon tonluk elyafın 55 milyon tonu polyester, 26 milyon tonu pamuk, 6 milyon tonu selülozik, 5 milyon tonu naylon, 2 milyon tonu akrilik ve 1 milyon tonu yün kaynaklıdır. Geri dönüştürülmüş polyesterin payı ise 20-30 bin tonda kalmakta ve yeni polyester ile yakın zamanda yarışabileceği öngörülmemektedir.

Tekstil iplikleri ve doğal lifler açısından bakıldığında net ithalatçı konumumuz sürmektedir. Türkiye 2021`in ilk yarısında 1,15 milyar dolarlık pamuk ithalatı gerçekleştirmiştir. Bu ithalatın %60`ı Brezilya, ABD, Yunanistan ve Azerbaycan`dan yapılmıştır.

Dünya`da her yıl ortalama 100‐110 milyon ton elyaf kullanılıyor ve bu elyafın yüzde 25`e yakınını pamuk oluşturuyor. Dünyanın en büyük pamuk üreticisinin 6,4 milyon ton ile Hindistan, 5,9 milyon ton ile Çin, 3,4  milyon  ton  ile  ABD,  2,6  milyon  ton  ile  Brezilya  olması  bekleniyor.  Türkiye`nin  ise  söz  konusu sıralamada 610 bin ton ile 7.sırada olması bekleniyor.

Dogal elyafların en önemlisi olan organik pamuk açısından bakıldığında dünyada 1  milyon  250  bin  ton  civarındaki  gdo`suz  pamuğun  %60`a  yakını  Türkiye`de üretilmekte ve bizim açımızdan stratejik konumdadır.  Aşağıdaki grafik 2021 Ocak ayından itibaren pamuk fiyatlarının ne kadar hızlı artığını göstermektedir.

TARIM İLAÇLARI SANAYİ

Mevcut Durum

• Türkiye tarım ilaçları sanayinin temelleri 6968 saylı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanunu`nun yürürlüğe konulduğu 1957 yılından itibaren atılmaya başlanmıştır. İlk yıllarda tarım ilacı(pestisit) geliştiren çok uluslu firmaların egemen olduğu bu sanayi dalında, zamanla yerli müteşebbisler de yer almaya başlamıştır. 1970`li yılların başından itibaren pek çok yerli firmanın formülasyon imalatı yanında son kademe reaksiyonları ile tarım ilacı aktif maddesi üretmeye başladığı da görülmektedir. Ancak AB başta olmak üzere tüm gelişmiş ülkelerde çeşitli gerekçelerle pestisit aktif maddelerinin insan ve çevre sağlığı ile üreticilerinin ürünlerini desteklememesi nedeniyle kullanımdan kaldırılması sonucu ülkemizde de pek çok aktif madde üretim tesisi kapanmıştır. Bugün ise Türk Tarım İlaçları Sanayi genel de bir formülasyon imalat sanayi olarak faaliyettedir. Aktif madde üretimi çok azdır. Bu nedenle sektör formülasyon imalatında kullanılan hammaddeler açısından büyük oranda dışa bağımlıdır. Türkiye Kimya Sanayi de bu zamana kadar bu stratejik alt sektöre yeterince eğilmemiştir.

Sektördeki Firmalar

• Türkiye Tarım İlaçları Sanayinde üç çeşit firma bulunmaktadır. Bunlar a) İthalatçı firmalar, b) Üretici firmalar ve d) Temsilci firmalar. Bugün itibarıyla bu sektörde faaliyet gösteren firma sayısı toplamda 80 civarındadır.

• Üretici firmalar: Bu firmalar ülkemizde mamul ilaç fabrikalarını kurmuşlardır. Yatırımların 99 %`u yerli sermayelidir. Son yıllarda yabancı sermayeli üreticilerin de sektörde yer almaya başladığı görülmektedir. Ancak bu firmalar tarım ilacı aktif maddesi geliştiren firmalar değildir. Geçmişte fabrikaları olan aktif madde üreticisi çok uluslu bazı firmaların, hazır tarım ilacı ithalatı giderek daha cazip hale gelmesinden ötürü Türkiye`deki üretim tesislerini kapattıkları veya üretimlerini durdurdukları bilinmektedir. Yerli üretim yapanlar ihtiyaçları olan hammaddeleri ithal etmekte ve bunları kullanarak tarım ilacı imal etmektedirler. Ülkemizdeki pek çok üretim yeri gelişmiş ülke standartlarında ve kalitesinde tarım ilacı üretme imkân ve kabiliyetine sahiptir. Türk Tarım İlaçları Sanayiimizde bu üretim için kaliteli, bilgili ve deneyimli insan gücü oluşmuştur. Ülkemizde tarım ilaçları ve aktif madde üretimi ve teknolojisi konusunda bir öğretim kurumu olmamasına rağmen belli firmalarımızın gayretleri ile bu sektörde Ar-Ge çalışmalarının sürdürülmesi ve uzman eleman yetiştiriliyor olması önemlidir. 2017 yılı itibarıyla ülkemizde yerli tarım ilacı imalatçısı firma sayısı ise 33`dür.

Plan İçin TİSİT Görüş ve Önerileri

• BKÜ ruhsatlandırılması mevzuatında belirtilen "emsalden ruhsatlandırma sisteminin" Türkiye AB üyeliğine kabul edilmedikçe aynen korunması ve şayet bu plan döneminde bir gün üyelik gerçekleşecek olursa, yerli sanayimizin uyumu için, en 10 yıllık bir uyum süresi verilmesi şarttır.

• Yerli sanayimizdeki fazla kapasitenin ihracat amacıyla kullanılabilmesi için; i) yurt dışı ruhsatlandırma maliyetleri ve uzman personel istihdamı konusunda firmalara devlet tarafından finansal destek verilmesi ve ii) AB de kullanılmayan ancak çevre ülkelerimiz başta olmak üzere dünyanın diğer ülkelerinde hala kullanılmakta olan AB ye uyum çalışmaları sonucu ülkemizde uygulamadan kaldırılan 181 etken maddeyi içeren BKÜ`nin bu ülkelere ihraç edilmesinin önündeki engellerin kaldırılması,

• Türkiye`de bitki sağlığı mücadelesinde temel ihtiyaç olan etken maddeler belirlenerek, devlet desteği ve TÜBİTAK önderliğinde konu ile ilgili tüm paydaş ve uzmanların katkısı alınarak bir Ar-Ge birimi oluşturulmalı ve sanayicilerimizin de katkısıyla bir "BKÜ Etken Madde Üretim Projesi" devreye sokulmalıdır.

• Yeni kurulacak tarım ilacı imalat tesislerinin, mutlaka OSB deki kimya sanayi bölgelerinde kurulması sağlanmalıdır.

• BKÜ içindeki tarım ilaçlarının bilinen riskleri göz önüne alınarak gerekli çalışmaları yapacak şekilde yapılandırılmış bir "Toksikoloji Enstitüsü" kurulmalıdır.

• Türkiye`de tarımsal faaliyetlerde zararlı sınıfta yer alan etmenler ile mücadele için kullanımına Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından izin verilen 4.700 adete yakın ruhsatlı zirai ilaç bulunmaktadır. Bu ruhsatlardan 3.675 adeti "imal" statüsünde yer almakta ve ülkemiz içerisinde bulunan zirai ilaç tesislerinde üretilip satışa hazır hale getirilmektedir.

• Ekiliş alanı üzerinde kullanılan ortalama miktara bakılırsa, ülkemizde hektar başına 2 – 2.5 kg pestisit kullanılmaktadır. Ortalama kullanım Çin, İsrail, Japonya`da 10 kg, Hollanda, Belçika, italya ve Portekiz`de 5 kg, AB genelinde ise 3 -4 kg arasındadır.

• 2021 senesi sonu itibariyle ülkemizde Yıllık Bitki Koruma Ürünü kullanımı 2021 senesinde 53 bin tondur.

Ülke genelinde yer alan 52 ayrı üretim tesisinde 40 – 45 bin ton kadar zirai ilaç üretimi gerçekleştirilmektedir

• Ülkemiz sınırlarında üretilen pestisitlerde kullanılan aktif madde sayısı 390 olup bu aktif maddelerden 5 adeti üretilebilmekte kalan aktif maddelerin tamamı ithal etmektedirler. İthalat oranlarına baktığımızda yaklaşık olarak %95 oranında aktif maddenin Çin, %3 oranında Hindistan geri kalanların ise AB ev ABD olarak dağıldığını görmekteyiz.

• Özellikle 2010 senesinden sonrasında Çin`in dünya çapında aktif madde üretiminde kapasitesini arttırdığını ve devlet politikasıyla her geçen gün çok daha yüksek kapasitelerde üretim yaptığını görüyoruz. 2010 öncesinde gerek AB gerekse ABD`de yer alan üretim tesislerinden hem işçilik hem de çevresel sebeplerden dolayı üretim alanları Çin`e kaymıştır. Çok uluslu şirketlerin (BASF, BAYER, Syngenta, Corteva vb.) patent süresi dolmuş aktif maddelerinin tamamı Çin`de üretilmektedir. Bu firmalar Çin içerisinde kendilerine partnerler bulmakta ve burada kendi adlarına üretim yaptırmaktadırlar. Yapılan bu ortak çalışmalar sayesinde Çin çok hızlı bir şekilde know-how sahibi olmuş ve bu firmalara rakip olabilecek kendi firmalarını yaratmıştır.

• 2021 senesinde Dünya pestisit pazarının en büyük 20 firmasından 11`i Çin, 5`i ABD, 2`si AB, 1 tanesiHint, son firma ise Avustralya menşeilidir. Görülmektedir ki Çin, başka alanlarda yaptığı gibi zirai ilaç üretimi konusunda da önce batılı ülkelerin ucuz iş gücü olmuş ancak sonrasında kendisini de geliştirerek bu konuda dünyada söz sahibi olmuştur.

• Aktif madde haricinde ilaçların önemli girdilerinden olan solventler, stabilite sağlanmasını sağlayan emülsiye ve süspansiye ediciler, bitki ve ilgili organizma üzerinde verim arttırılmasını sağlayan özel girdi kimyasallar gibi girdilerde formülasyonda önemli yer almaktadır. Su bazlı ilaçların içerisinde yer alan suyu kapsam dışında tutarsak sıvı ilaçlar için formülasyonlarda bulunan girdilerin %80 kadar ithal kimyasallardan oluşmaktadır. Bu oran katı formda yer alan formülasyonlarda %70`e kadar düşmektedir. Tutarsal olarak incelediğimizde ise sıvı ilaçların maliyetlerinin yaklaşık %90 -95`i, toz formülasyonların ise %85 – 90`ı ithal girdiler sebebiyle oluşmaktadır.

• Yardımcı malzemelerin üretiminin yoğunlaştığı ülkelerde de durum aşağı yukarı aktif maddelerde olduğu gibidir. Genel olarak piyasanın hakkimi Çin olmakla beraber, AB ülkelerinde BASF, Bayer, Solvay ve Clariant`ın ürettiği özellikli kimyasallar pazarda önemli yer oynamaktadır.

• Ülkemizde hem aktif maddelerin hem de ilgili yardımcı kimyasalların üretilememesi sebebiyle açık bir şekilde zirai ilaç konusunda dışa bağımlılık mevcuttur. Pandemi döneminde hem küresel üretim miktarlarının azalması hem de navlun fiyatlarının beklenmedik derecede artması sonucu maliyetler artmıştır.

• Zirai ilaç tüketim rakamları mevsimsel ve dönemsel değişimler yüzünden kısmi olarak tahmin edilmekte ve yıllık planlamalarda değişkenlik yaşanabilmektedir. 646 farklı organizmanın etkilediği 165 civarı kültür bitkisinde kullanılacak ürün miktarları bir çok etmene göre değişmektedir. Ürün miktarlarının haricinde aynı zamanda bu ürünlerin ambalaj büyüklükleri değişmektedir. Ekim dikim alanlarının büyük olduğu Çukurova`da kullanılan bir ürünün ambalajı ile Ege bölgesinde küçük parsellerde kullanılan ürünlerin ambalaj boyutları farklı olmaktadır. Bahse konu sebeplerden kaynaklı ülkemizde yer alan bir çok üretim firması stoklu çalışmanın yanında aynı zamanda sipariş üzerine de ürün hazırlama ve pazara sunma çabası içerisindedir.

• Formülasyonlar içerisinde yer alan yardımcı kimyasalları çoğunlukla birden fazla formülasyonda kullanıldığından dolayı ve rafta durma süreleri aktif maddelere göre daha uzun olduğundan dolayı tedarik sürecinde nispeten stoklu alım yapılabilmekte ancak yine de döviz dalgalanması, navlun sorunları gibi konulardan dolayı süreci aksatabilmektedir.

• İmalatı yapılmak üzere ruhsatlaması yapılan zirai ilaçların formülasyon bilgileri Tarım   raporları, saha raporları vb. belgelendirmeler ışığında ruhsat aşaması tamamlanmaktadır.

• Gerek aktif maddelerin gerekse yardımcı kimyasalların ithalatında katı rejimler uygulanmaktadır. Girdilerin tamamı özel ithalat izinlerine tabi olarak yürütülmekte böylece usulsüz kullanım kısıtlanmaya çalışılmaktadır. Solvent bazlı ilaçlarda kullanılan ana kimyasal olan Ksilen, 2013 senesinden beri ayrıca ÖTV tabi olarak kullanılmaktadır.

• İthal girdilere verilecek izinlerde ilgili ruhsat dosyalarına bakılmakta ve dosyalarda bulunan miktarlar kadarına izin verilmektedir. Ancak ruhsatlar da yer alan girdiler ticaret isimleri ile yer almakta, CAS NO üzerinden yapılan kayıtlar kabul edilmemektedir. Bu durum aynı kimyasal özelliğe sahip girdilerin alternatif olarak ithalatının yapılmasını engellemekte ve üretici firmaları tedarik konusunda sıkıntıya

sokmaktadır. Ruhsat deneme aşamalarında kullanılan aktif maddelerin üreticisi ve üretim tekniğinin değişmemesi bitki sağlığı açısından önemlidir ancak aynı kimyasal girdilerden oluşan farklı firmalar tarafından üretildiği için ticari ismi değişen yardımcı kimyasallarda CAS NO üzerinden ithalat yapılmasına izin verilmesi sektörü rahatlatacaktır.

• Bir çok konuda ülkemizde kimya sanayinde yapılan yatırımlar artmakta iken maalesef zirai ilaç firmaları etken madde üretimi için tesis kurmakta çekingen davranmaktadır. Yeni teknolojilerin kullanılması sebebiyle çevresel olarak kirlilik etmenleri neredeyse zararsız hale gelmiştir. Halihazırda zirai ilaç formülasyonu gerçekleştiren tesisler SEVESSO kapsamında yer aldığından etken madde tesislerinin de ekstradan bir İSG ve Çevre yükü getirmeyeceği ortadadır.

• Ülkemizde üretimi yapılan aktif maddeler genel olarak üretildikleri firmalar tarafından yüksekmiktarlarda tüketilen aktif maddeler olmakta ve bu aktif maddelerimizin ihracatı yapılmamaktadır.Düşük tonajlı kullanılan aktif maddeler için tesis kurulum maliyetlerinin yüksek olması ve bu sebepleyatırımın geri dönüş sürelerinin uzun olması sebebiyle firmalar dışa bağımlı kalmıştır. Ayrıca ilgili

bakanlığın AB Tarım gündemini de takip ederek aktif maddelerin kullanımı konusunda ani yasak kararları alması yatırımcıyı çekingen kılmaktadır. Yakın zamanda yaşanan örnekler ile yasaklanan bazı aktif maddelerin tüketiminin ve piyasadan çekilmesi için verilen süreler 3 ay kadar kısa olduğundan aktif madde üretimi makul çerçeveler dışında kalmaktadır.

• Benzer aktif madde yasaklamalarının AB`de uygulanmasında "Bitki, Hayvan, Gıda ve Yem Komitesi" kararlarına göre yapılmakta, bu komitenin işleyişi, iş planları hatta bir sonraki toplantılarında değerlendireceği etmenler herkes tarafından bilinmektedir. Komitenin çalışmaları herkese açık olduğundan bir aktif maddenin AB üzerinde yasaklanıp yasaklanmayacağı konusunda fikir sahibi olunabilmektedir. Oysa ülkemizde ihracata gönderilen bir domates üzerinde bulunan Pamuk ilacı aktif

maddesi yerine ikame bir aktif madde ruhsatlaması yapılmadan 3 ay içerisinde yasaklanabilmektedir. Daha sonra pamuk üreticilerinin seslerini devlette duyurması ile yasak ertelenmekte, her sezon üretici firmalar acaba bu sene izin verilecek mi düşünerek tedarik planı yapmaktadırlar.

• Aktif madde üretiminin en önemli yatırım maliyetlerinden birisini know-how kalemi oluşturmaktadır. Ar-ge çalışmaları sırasında harcanan laboratuvar işleri haricinde pilot üretimlerin sahada denenmesi ve sonuçların izlenmesi zaman almaktadır. Çin`in daha önce bahsedilen dünyanın önde gelen şirketlerine üretim yapmış olması know-how maiyetlerinin de süresinin de çok kısalmasına sebep olmuştur. Maalesef ülkemiz uzun bir süredir bu konuda yabancı yatırımcılara karşı cazibe merkezi değildir.

Sektörde yer alan yabancı yatırımcı firmaların tamamı Körfez ülkeleri ya da Hindistan temellidir. Son 15 sene içerisinde değil aktif madde üretimi, formülasyon tesisi kurulumunda bile Batı kökenli bir yabancı firma sektör içerisinde yer almamıştır. Bu sebeple know-how transfer etme şansımız olmamıştır.

• Sektörün girdisinin kimyasal kökenli ama kullanıldığı alanın tarımsal olması ise kimya-ziraat alanı arasında sıkışmaya sebep olmaktadır. Üretilen ürünlerin moleküler özelliklerinden daha çok tarımsal sonuçlarından yola çıkarak ar-ge yapılmaktadır. Ürünün kullanımı sırasında uygulama dozu, uygulama

tipi, su pH`ı, rüzgar, sıcaklık, bitki durumu vb. onlarca etmen mevcuttur. En iyi formüle edilmiş ürün dahi ufak bir hatalı kullanım sonrasında daha az etki ya da kötü etki gösterebilmektedir. Kök nedenlerin bulunup ar-ge çalışmalarının devam etmesi ise bahsedilen sebeplerden uzun sürmektedir. Oysa çok

kaba bir karşılaştırma yapacak olursak, bir boya ürününde yapılan ar-ge değişikliği kısa bir sürede kendi sonucunu gösterebilmekte ve ürün ile ilgili fikir verebilmektedir. Zirai ilaç bu konuda beşeri ilaç ve gübre alanları ile aynı ar-ge zorluklarına sahiptir

• Tarım politikamızın sürekli gözden geçirildiği ve yenilendiği ülkemizde maalesef tarım için kritik girdilerden olan zirai ilaç üretimi konusunda bir politika geliştirilmemektedir. Tarım alanlarında çiftçilerin kullanım konusunda eğitiminden başlayan, sürdürülebilir bir iş modeline sahip zirai ilaç formülasyonu ve üretimini kapsayan, bir sonraki aşamada ise gerek aktif madde gerekse yardımcı kimyasallar konusunda dışa bağımlılığı azaltan bir tarım politikasının oluşturulması önem arz etmektedir.

GÜBRE

• Tarımda, tarladan sofraya kadar geçen süreçte kullanılan girdiler ve uygulamaları incelenirse; öncelikle toprağın kirlenmemesi ve verimli olarak kullanılması için gerekli olan gübre konusuna bakalım.

• Tarımda en önemli girdi olan gübre fabrikaları özelleştirme rüzgârında yok pahasına satılan fabrikalardan sadece bir tanesinden kısa bilgi vererek konuyu anlatmaya çalışacağım. Stratejik öneme sahip ve savaş durumunda gübre yerine teknik amonyum nitrat üretecek Gemlik Gübre Sanayi A.Ş  650 milyon dolara CLE firmasına amonyum nitrat yaptırılarak 1978 yılında devreye alındı. Daha sonra doğal gaz ile çalışır olarak Kellog firması bu tesisi yaklaşık 1 milyar 100 milyon dolara amonyak üretim fabrikası kurup 1993 yılında devreye aldı. Tesisler yıllık olarak amonyum nitrat olarak 594. 000 ton/yıl kapasiteli olup verimi %110 un üzerine de çıkabilmekteydi. 

• Gemlik Gübre Sanayi A.Ş özelleştirme kapsamına alındığında yıllık karı 75 milyon dolar civarında olmasına karşın , daha önce 96 milyon dolara milyon dolara alıcısı olduğu halde satılmadı, daha sonra 83,1 milyon dolara 5 taksitle 14 Aralık 2005 tarihinde satıldı. Üstelik deposunda 150.000 ton gübre, değeri yaklaşık 100 milyon dolar, arazisi bugün 3-4 milyar değerinde, 110 adet konut, sosyal tesisleri, okulu, yönetim tesisi ve depolama alanı ve en önemlisi de Gemlik`in lojistik değeri çok yüksek uluslararası serbest bölgede yer alan liman da promosyon olarak verildi. Gübretaş`ın mal varlığı yaklaşık 36 trilyonu bulmaktadır.

 • Igsaş Gübre 90 milyon dolaras atılırken, 60 milyon dolarlık ürün bulunuyordu.

Bu yok pahasına satışı daha iyi anlaşılması için bugün Zonguldak Filyos`ta  benzer bir fabrika yatırım tutarı 1.750.000 .000 USD ile özel bir şirket gübre fabrikası kurmaktadır. Sanırım özelleştirme değil alıcı firmaya bağış yapılmış olmaktadır. Diğer fabrikalar da benzer şekilde özelleştirilmiştir. 

• Dolaysıyla tarım çiftçisi gerekli olan gübreyi özel fabrikalardan her gün yükselen dolar kuru üzerinden gübre satın almak zorunda bırakılmıştır.

SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME

• Bilindiği gibi kimya sektörü tarafından üretilen birçok kimyasal madde çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etki göstermekte ve bu tür kimyasallar tehlikeli kimyasallar olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle kimya sektöründe yapılacak yatırımlar çevre kirliliği ile özdeş tutulduğu için yatırım konusunda ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Fabrika yeri bulmak ve yatırımı bütün bürokrasiyi tamamlayarak gerçekleştirmek daha yatırım aşamasında maliyetleri etkilemektedir. 

• Kimya sektörü gerek hammadde gerek teknoloji olarak ithalata bağımlıdır. Üretimde hammadde ithalatı önemli bir maliyet unsurudur. Gümrük vergi oranları sıfır dahi olsa hammadde ithalatı yüzde on maliyet yaratmaktadır. 

• Kimya sektörü çok fazla düzenlemeye tabi olan bir sektördür. Bütün bunların sektördeki firmalara büyük maliyetler yaratması kaçınılmazdır. Özellikle AB regülasyonları nedeniyle uyulması gereken mevzuatın ülkemiz mevzuatına uyarlanması ve Avrupa Birliği standartlarında bir çevre kalitesine ulaşmamız için yapılması gereken yatırımlara, KOBİ`ler ancak %30 seviyesinde uyum sağlayabilmektedir. 

• REACH Tüzüğü 2007 AB`de yılında uygulamaya girmiştir. Söz konusu tüzüğe göre, AB+AEA (İzlanda, Norveç ve Lihtenştayn) ülkelerinde faaliyet gösteren ve yılda 1 ton veya daha fazla miktarda kimyasal madde üreten veya ithal eden firmaların söz konusu kimyasal maddeleri AB örgütlenmesi içerisinde yer alan Avrupa Kimyasallar Ajansı (AKA) yönetimindeki merkezi bir veri tabanına kaydettirmesi zorunludur. Söz konusu tüzük "Kimyasalların Kaydı, Değerlendirilmesi, İzni ve Kısıtlanması Hakkında Yönetmelik" adıyla 23.06.2017 tarih ve 40 30105 sayılı Resmî Gazete`de yayımlanarak ulusal mevzuatımıza da derç edilmiştir.

•  Bu gelişmeyle birlikte yalnızca AB ülkelerine ihracat yapan firmalar için değil, ülkemizde yıllık 1 ton veya daha fazla kimyasal ürün üreten her firma Çevre ve Şehircilik Bakanlığı veri tabanına kayıt yaptırmakla yükümlü hale gelmiştir. Firmalar ayrıca KKDİK Yönetmeliği eklerindeki maddeleri üretirken yönetmelikte yer alan değerlendirme, izin ve kısıtlama hükümlerine uymak zorundadır. Sektör uygulama için tanınan geçiş sürelerini iyi değerlendirerek gerekli aksiyonlarını almaya başlamalıdır. 

• Kimya sektöründe birçok ürünün depolama ve taşıma maliyetleri diğer sektörlere göre daha yüksektir. Tehlikeli maddelerin insan sağlığına, diğer canlı varlıklara ve çevreye zarar vermeden güvenli ve düzenli bir şekilde taşınmasını sağlamak amacıyla yürürlüğe konulan her mevzuat, sektörün üretim maliyetlerini artırmaktadır. 

• Kimya sektöründe çalışanların saat başına ücreti imalat sanayi ortalamasının üzerindedir. Sektörün, birçok alt sektöründe yüksek ve teknik öğretim görmüş personel kullanılmaktadır. İstihdam edilen personel okullarda aldıkları eğitimlere ek olarak çalıştığı birime göre ayrıca eğitim almaktadır. Bu durum kimya sektöründeki ücretleri dolayısı ile üretim maliyetlerini etkilemektedir.

• Hızlı teknolojik gelişmelerin yanı sıra dünya ticaretinin giderek serbestleşmesi ile beraber rekabet artmaktadır. Bu gelişmeler, bilim ve teknoloji politikalarını ön plana çıkarmakta ve araştırma-geliştirme çalışmalarına daha fazla kaynak ayrılmasını gerektirmektedir. Bir taraftan Avrupa Birliği ile bütünleşmeye çalışan, diğer taraftan ucuz işgücü maliyetlerine sahip olan ülkelerin rekabet baskısıyla karşı karşıya kalan Türk imalat sanayi için, politika ve stratejiler büyük önem taşımaktadır. 

• Kimya sektörü tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de diğer sanayi dallarının gelişmesi için anahtar konumundadır. Kimya sektörü tarafından üretilen ürünlerin %30`u doğrudan tüketiciye ulaşırken %70`i ise diğer sektörlerde ara mal veya hammadde olarak kullanılmaktadır. 

• Kimya Sektöründe ithalatı yapılan ara mallara baktığımız zaman büyük bir bölümünü petrokimyasal ürünlerin oluşturduğu görülmektedir. Söz konusu ürünlerle ilgili üretim proseslerine baktığımızda ham petrolden başlayarak devam eden bir prosesin çeşitli basamaklarında ortaya çıkan ürünlerin, kimya sektörü için ara mal ürünleri teşkil ettiğini görmekteyiz. Türkiye`de petrokimyasal üretim, ülke ihtiyacının % 25`ini dahi karşılamaktan uzaktır. Bu nedenle, Türkiye`nin yeni petrokimya yatırımlarına, petrokimyasal ürün yelpazesini genişletmeye, petrokimyasallardan yola çıkarak katma değeri yüksek ürünler üretmeye ihtiyacı vardır.

 

•Türkiye ekonomisinde dış ticaret açığına neden olan sektörlerin başında kimya sektörü gelmektedir. İthal edilen kimyasalların bir kısmı diğer sektörler tarafından ithal edilmesine rağmen, ithalat kimya sektörü hanesine yazılmaktadır. Aynı sorun ihracatta da yaşanmaktadır. 

•Her ihraç edilen ürün içinde bir veya iki kimyasal madde mevcut olmasına rağmen, bu rakamlarda sektörün ihracat rakamları arasında yer almamaktadır. 

• İthal girdi oranının azaltılmasında ihracat performansı büyük önem taşımaktadır. Ancak, ihracata dönük sektörlerde, ithal girdi kullanım oranının yüksek olması durumunda, dış ticaret açığının kapatılmasına bu sektörlerin yaptığı katkı sınırlı olacaktır. Zira artan ihracat, ithalat artışını da beraberinde getirecektir. 

• Kimya sektörü üretiminin yüzde 70`i diğer sektörler tarafından girdi olarak kullanılmaktadır. Bu itibarla, kimya sektörüne hammadde ve yarı işlenmiş mamul alanlarına yapılacak yatırımlar sanayi genelindeki ithal girdi kullanımının gerilemesinde büyük önem taşımaktadır. İthal girdinin azaltılması ancak yurt içi üretimle mümkün görülmektedir.

• 11 Aralık 2019 tarihinde açıklanan, 

• 2050 yılında Dünyanın ilk iklim nötr kıtası olma hedefi ortaya koyan, 

• Ekonomik büyümenin kaynak kullanımından ayrıştığı bir ekonomi modeli 

tasarlayan, 

• Adil ve müreffeh bir AB toplumu inşa etmeyi amaçlayan, 

• İklim değişikliği ile mücadelede uluslararası topluma öncülük vizyonu belirleyen 

AB`nin yeni «Büyüme Stratejisi»dir. 

• AB Yeni Sanayi Stratejisi (Mart 2020) 

• Sanayide ekoloji ve dijital dönüşüm 

• Üretimde döngüsel ekonomi 

• Sıfır karbonlu çelik üretim 

• Emisyon yoğun sektörlerin modernizasyonu 

• AB Temiz Çelik Stratejisi 

• AB Döngüsel Ekonomi Eylem Planı (Mart 2020) 

• Daha az çevre ve karbon ayak izi 

• İkincil ham madde 

• Az atık çok değer 

• Sürdürülebilir ürün 

• Elektronik ve Bilişim, Araçlar ve Bataryalar, Paketleme, Plastikler, Tekstil, Yapı 

Malzemeleri ve İnşaat, Gıda ve 

• Sınırda Karbon Düzenlemesi (Haziran 2021) 

• Daha az çevre ve karbon ayak izi 

• İkincil ham madde 

• Az atık çok değer 

• Sürdürülebilir ürün 

• Elektronik ve Bilişim, Araçlar ve Bataryalar, Paketleme, Plastikler, Tekstil, Yapı 

Malzemeleri ve İnşaat, Gıda ve Su 

• Karbon Fiyatlandırması ve Karbon Kaçağı 

Karbon Fiyatlandırma Araçları 

Karbon Vergisi 

Sera gazı emisyonlarına veya fosil yakıtların karbon içeriğine bir vergi oranı tanımlayarak doğrudan bir karbon fiyatı belirlenmesi yöntemidir. 

Emisyon Ticaret Sitemi (ETS) 

Sınırlandır ve ticaretini yap olarak adlandırılan ETS, ilgili bölge, ülke veya şehrin toplam sera gazı emisyon seviyesini sınırlandırarak bu toplam emisyon miktarını tesisler arasında belirli şartlara uygun olarak tahsis eden ve şirketlere bu emisyon tahsisatlarının alım ve satımına imkân sunun bir sistemdir. 

Karbon Kaçağı 

Karbon kaçağı, sıkı bir iklim politikası olan bir ülkenin emisyon azaltımının sonucu başka bir ülkede emisyon artışının meydana gelmesi olarak tanımlanabilir. 

Üretimin kayması 

Üretim tesislerinin iklim poltitkası olmayan ülkelere kayması. 

İthalatın artması 

Pazarda iklim politikası olmayan ülkeden gelen ürünlerin payının artması. AB`nin yeni büyüme stratejisi olan Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde öngördüğü dönüşüm ve 2050 yılında karbon-nötr Avrupa hedefi sanayiden ulaştırmaya, ambalajdan veri korumaya kadar birçok boyutta stratejik düzenlemeyi kapsamaktadır. 

Burada önemle vurgulanması gereken husus, AYM Planı ile salt bir "çevre" stratejisi değil, ülkemizi de yakından ilgilendiren yeni bir uluslararası ticaret sistemi ve iş bölümünün kurgulanmakta olduğudur. 

Bu durumun düşük karbonlu üretim yapan üreticiler için rekabet avantajı oluşturacağı, karbon ayak izi yüksek olan üreticiler için ise karbondioksit salınımına ton başına 30-40 Euro bir ek vergi kesilerek, AB dışı üreticilerin kâr payını yaklaşık %20 civarında düşüreceği öngörülmektedir.

Kimya sektörü dünyada en önemli sanayi sektörüdür 30`dan fazla ayrı sektöre üretim desteği vermektedir. ARGE ve inovasyona çok açıktır. Kimya tüm dünyada "Gelişmişliğin Sembolü" olarak kabul edilmektedir. G20 içindeki tüm ülkeler kimyada dünyanın önde gelen firmalarıdır. 

AB son yıllarda kaybettiği dünya pazarındaki payı yeniden kazanmak için gelecek birkaç yılda Reach, Green Deal gibi mevzuatlardan yararlanmayı hedeflemektedir. Türkiye`de ise 2020 ilk üç ayında toplam ihracat %18 azalırken kimya ihracatı %2 artmıştır. İthalat hala devam etmektedir ve sektör üretimini sürdürmektedir. 

Sektörün en önemli talebi petrokimya tesisi yapılmasıdır. Bunun başlıca nedenleri şu şeklide 

özetlenebilir: 

 Türkiye, Çin ve Hindistan`dan sonra en hızlı büyüyen cazip Pazar 

 Petrokimya sektörünün neredeyse ekonominin tüm sektörlerine girdi sağlayan stratejik bir sektör olması. 

 Türkiye ekonomisin kırılganlığının temelini oluşturan dış ticaret açığının %12`sini petrokimyasallar oluşturmaktadır. 

 Türkiye`de Petkim sayesinde petrokimya bir insan kaynağı ve üretim bilgi birikiminin olması. 

 %80`lerin üzerinde ithalat ile Dünya da ithalat bağımlılığı en yüksek ülke, yatırım yapılamazsa bu oran 2023`de %90`lara ulaşacak olması. 

 Petrokimyasal ürünlerde ithalat bağımlılığı yüksek 

 Katma değeri yüksek ürün ürütme potansiyeli olması. 

 Hammadde sağladığı diğer sektörlerinde petrokimya sektörüne bağlı olarak gelişme 

potansiyeli bulunması. 

 İthal edilen petrokimyasal ürünlerle diğer ülkelere transfer edilen katma değerin yurt içinde kalmasının sağlanması, yatırım, Ar-Ge ve istihdamın desteklenmesi. 

 Yatırım Ortamı Petrokimya yatırımları için cazip değil. 

 Bürokratik engeller (Farklı kurumlardan farklı izinler alınması, yatırım sürecinde yapılan her değişiklikte izin süreçlerinin tekrar yenilenmesi ve süreçlerin uzaması) 

 Mevzuat kaynaklı sorunlar ÖTV sorunları 

 Petrokimya için gerekli kümelenme ve Özel Endüstri Bölgesi gibi alt yapı yatırımları yok, 

 Yüksek enerji maliyeti 

 Teşvik sisteminin yetersizliği 

 Yüksek Lojistik ve navlun maliyetleri 

 Uluslararası ticarette haksız rekabet, Pazara giriş kolaylığı 

 İthalatın teşvik edilmesi ve ithalatçılar için daha cazip ortam. Yatırım yerine ticareti teşvik 

eden politikalar 

 STA anlaşmaları 

 Dahilde İşleme Rejimi Uygulamaları

• Türk kimya sanayinin halen her yıl artan oranda dış ticaret açığı oluşmaktadır.

• Türk kimya sanayiindeki tesisler küçük ölçekli olup gerek üretim miktarı gerekse katma değer açısından düşük seviyededir. Büyük ölçekli yatırımlara imkan sağlanmalıdır.

• Plan dönemi için, yukarıda önerilen gelişmeyi gösterebilmek için yatırım şarttır. Mevcut kapasitelerle önerilen hedeflere ulaşılamaz. Ülkemizde büyük ölçekli ve stratejik yeni yatırımlar yapılamamaktadır. Buradaki sorunlardan en önemlisi uygun yatırım yerlerinin tahsis edilmeyişidir. Alt yapısı devlet tarafından yapılacak, lojistik açısından limanı olan, enerji kaynaklarına, hammaddeye ve pazarlara ulaşımın en az maliyeti getirecek yerlerdeki arazi tahsisleri bir an önce yapılmalıdır. Ayrıca özelleştirilen bu tür tesisler kamulaştırılarak bütün girişimcilere faydalanma olanağı tanınmalı.

• Kimya sanayinde beşeri sermaye çok önemli bir faktördür. Orta ve yüksek teknolojilerde, teknolojiyi kullanacak kişilerin çok iyi yetiştirilmiş olması gerekmektedir. Ayrıca ülkemizde üretilmeyen katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesi için mevcut Ar-ge ve inovasyon yatırım ve harcamaları yetersizdir. Diğer taraftan bu alanlarda çalışacak, iyi yetişmiş araştırmacı bulmak da çok zordur. Bu tür araştırmacı yetiştirilmesi için eğitimde köklü bir değişikliğe ihtiyaç vardır. Gerek Ar-ge gerekse eğitim konularında yukarıda değinilen önerilerin mutlaka yerine getirilmesi gerekmektedir.

AB`deki tarihi gelişmelere bakacak olursak uygulama için AB merkezi tarafından alt yapılar oluşturulmuş ve kullanıma sunulmuştur. Bunlardan hiçbiri ülkemizde yoktur. Ayrıca uygulama alanlarında yeterli Türkçe bilgi, belge yoktur. En önemli alt yapı olan Türkçe bilgi hazinesinin devlet eli ile oluşturulması şarttır.

• Türkiye Cumhuriyeti`nin belirlemiş olduğu Vizyon 2023 hedefleri ile uyumlu olarak Türkiye Kimya Endüstrisi, 2023 yılı vizyonunu "Sürdürülebilir gelişme için orta ve ileri teknoloji kullanarak katma değeri yüksek, stratejik, rekabetçi ürünler üreterek ülkemizin ithalat bağımlılığını azaltmak ve dünyanın kimya sanayiinde üretim ve ihracat payını arrtırmak" olarak belirlenmiştir.

Okunma Sayısı: 397

Tüm Haberler »

 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME