KMO

ÜLKEMİZDEKİ ENFLASYONUN GIDA SEKTÖRÜNDE ANALİZİ

    Yayına Giriş Tarihi: 09.08.2023  Güncellenme Zamanı: 09.08.2023 10:39:44  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

Güncellenme Zamanı: 09.08.2023 10:39:11

Ülkemizde enflasyon olgusu sürekli olarak gündemde ağırlıklı yer tutmaktadır.

Her alanda olduğu gibi, beslenmemizde de gıda ürünlerinin üretiminden/ekiminden pazarlanmasına ve soframıza kadar uzanan her sürecinde gıda fiyatlarındaki enflasyon önemli yer tutmaktadır.

Şunu belirtmekte fayda var ki özellikle gıda fiyatlarındaki enflasyon, dış etkenler bulunsa da, aslında iktidarların konuya bütüncül bakışları belirleyici olmuş ve yapısal sorun haline gelmiştir. Başka bir ifadeyle hükümetlerin sektöre yönelik yanlış politikalarının bir sonucudur. 

Konuyu daha ayrıntılı olarak anlatabilmek için gıdaların üretimindeki girdilere bakıldığında görülebilecek bazı unsurlar şöyle sıralanabilir:

Üretim planlaması olmadığı, yeterli teknik bilgi eksikliğinin olduğu.

Tohum kullanımında, birçok üründe ağırlıklı olarak dışa bağımlı olunduğu.

Tarımda kullanılan ilaçlarda da dışa bağımlı olmanın yanında, uygulamada bilgi eksikliğinin olduğu.

Gıdaların sağlıklı ve yeterli üretiminin güvenilirliği ve güvenliği için, üretiminden tüketime kadar (toptancı halleri, semt pazarları, marketler) her aşamada çok önemli yer tutan gıda denetiminin tek kurumda olmasına bağlı olarak denetim yetersizliği.

Tarım sektörüne ilişkin hukuki düzenlemelerin eksikliği.

Gıdaların tüketicilere ulaştığı noktaya kadar fiyatlandırılması.

Bu yazımızda; aslında yukarıda sıralanan her başlıkta ayrıntılı olarak değinmek gerekiyorsa da gıdaların üretiminde önemli yer tutan gübre konusuna değineceğiz. 

Hızla artmakta olan nüfus ve yükselen yaşam standartları dolaysıyla beslenme/sağlıklı bir yaşam için gerekli olan gıda ve tarım ürünlerinin yetiştirilmesinde toprak yapısı, tohum, tarım ilaçlarının kullanılması gibi faktörlerin yanı sıra gübre verimlilik ve kaliteli bir ürün elde edilmesi için kullanılan girdilerde çok önemli yer tutmaktadır.

Tarımsal üretimin ve ürün kalitesinin arttırılması için kullanılan gübreler, tarım sektöründe genel olarak kimyasal ve organik gübreler olarak ikiye ayrılır.

Kimyasal gübreler genellikle bitki besin elementlerini bitkinin alabileceği formda ve yüksek konsantrasyonda barındıran ve besin element eksikliğini kısa sürede daha kolay ve daha az işçilikle sağlayan gübrelerdir. 

Organik gübreler daha çok toprak düzenleyici olarak kullanılır. Besin elementi içeriği kimyasal gübrelere oranla daha azdır.

Türkiye`de sektörün genel durumuna bakıldığında, yıllara göre üretimin, tüketimi karşılamadığı, (gübre, tarımda kullanılan kimyasal ilaç ve tohum) gereksiniminin ithalat yoluyla karşılandığı gibi bütün girdi kalemlerinde dışa bağımlı olduğumuz görülmektedir. Gübre ihracatı hammadde fiyatlarına, iç piyasa koşullarına ve uluslararası gübre fiyatlarına göre değişim göstermektedir.

Gübre fabrikalarımız özelleştirildikten sonra gübre %90 dışa bağımlı hale gelmiştir. Bu konuya daha sonra daha ayrıntılı olarak değinilecektir.  Gübre ihracatımız diğer ülkelere göre düşüktür. Bunun nedenlerinden birisi, üretimin iç pazara yönelik olması ve hammadde kaynağı bakımından da dışa bağımlı olunması, üretim maliyetlerin yüksekliğidir. Ayrıca hammaddelerin ithalata bağımlı olmasıyla maliyetin yüksek olması ve kaynağına sahip ülkelerin korumacılığı da olunca rekabet gücümüzün olmamasıdır.

Türkiye`de Cumhuriyetin kuruluşundan sonra planlı kalkınma dönemimde gübreye tarımda önem verilmeye başlanmıştır. Böylelikle öncelikle teşvik edilen sanayi olmuş, zamanla gelişerek belirli bir potansiyel ve teknoloji düzeyi ile iç ve dış pazarda rekabet gücüne ulaşmıştır.

Türkiye`de ilk gübre üretimi, 1939 yılında Karabük Demir Çelik Fabrikalarında taş kömürünün koklaşmasında elde edilen gazlar içinde amonyak gazının sülfürik asit ile birleştirilmesiyle elde edilen Amonyum Sülfat (%21N) ile gerçekleştirilmiştir. Bunu yan ürün olan Normal Süper Fosfat üretimi izlemiştir.

1954 yılında Azot Sanayi T.A.Ş kurulmuş ve kuruluşa bağlı olarak Kütahya, Samsun, Gemlik, Elâzığ tesisleri kamu kuruluşları olarak üretimlerini sürdürmüşlerdir. 

08.06.1984 tarihinden sonra bu kuruluşumuz, sermayesinin tamamı devlete ait TÜRKİYE GÜBRE SANAYİ A.Ş. (TUGSAŞ) adı altında İktisadi Devlet Teşekkülü statüsünde faaliyetlerini sürdürmüştür.

18.08.1998 tarih ve 98/58 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) kararı ile TUGSAŞ, özelleştirme kapsamı ve programına alınmış, Elazığ Gübre Sanayi A.Ş 2000 yılında ÖYK kararı ile Fırat Üniversitesi‘ne devredilmiştir.

Anılan tarihte TÜGSAŞ dahil toplam 8 üretici kuruluş bulunmaktaydı. Bu kuruluşların 5.596.900 ton gübre kapasitesi vardı.

TÜGSAŞ`ın toplam gübre üretimindeki kapasite payı %35-40, Toros Gübrenin %25, Gübretaş`in ise %15 dolayındaydı.

O dönem 3.560.199 ton olan gübre üretiminin, tüketimini karşılama oranı %84,3 iken 2001 yılında %61,7 e düşmüştür.

Rusya gibi doğal gazca zengin ülkeler veya petrol yatakları olan ülkeler bu varlıkların halkına ucuz olarak kullandırılmasına olanak tanıyıp, doğal varlıklarına ve halkının çıkarlarına yönelik korumacı politika uygularken, biz ise ne yazık ki tam tersi bir politika uyguluyoruz.

2000 yılında, 1996 yılına göre gübre ithalatı %110 oranında artarak 2,4 milyon tona yükselmiştir.

Her sektörde kamuya ait işletmelerin sektörde fiyat düzenleyici, özel sektörde ve ithalatta aşırı yüksek karları önleme, kaliteli ürün üretilmesi, kullanımı gibi önemli işlevleri olmasına karşın dönemin yöneticilerinin yabancı sermaye tutkunluğu şimdi daha iyi anlaşılmıyor mu?

Sadece parasal büyüklük ve karlılık kavramlarının dışında, vatandaşların istihdamı ile işsizliği önleme faydası da bulunan özelleştirilen kurumlarda bilgi birikimi ve deneyimi olan donanımlı insan gücünün süreç içinde yok olması göz ardı edilmiştir. Bu olgu da yabancı sermayenin sürekli sömürüsünü sağlamaktadır. Başka bir anlatımla özelleştirmenin, kamunun çıkarlarını değil, yabancı ortaklı sermayenin daha da güçlenmesini sağladığı açık değil mi?

Dünya ölçeğinde ve Türkiye`de artan nüfusun yaşamı için olmazsa olmaz olan ve aynı zamanda stratejik önemi de olan tarımsal ürünlerin en önemli girdisi olan gübre sektörüdür. Yabancı sermaye arz/talep dengesini de ellerinde tutmak için bizim gibi ülkelerin (ulus devletler) fabrikalarını satın alarak dünya ölçeğinde tekel olma hedeflerine ulaşmış oldukları aşağıdaki tablolardan anlaşılacaktır.

1939 yılında başlayan gübre üretimi, asıl gelişmesini 1961 yılında yapılan araştırmalar sonucu 1970`li yıllardan itibaren sağlamıştır. Başlangıçta Kamu İktisadi Teşekkülü (KİT) şeklinde gerçekleşen yatırımlar, 2000`li yıllarda başlayan ve 2005 yılında tamamlanan özelleştirme çalışmaları ile özel sektöre devredilmiştir.

Bugün Toros Gübre (Ceyhan, Mersin, Samsun), İgsaş (Yarımca), Bagfaş (Bandırma), Ege gübre (Aliağa) Gemlik ve Gübretaş (Yarımca, İskenderun) gibi üretici/ithalatçı olmak üzere 20 ithalatçı firma ve 11 fabrika bulunmaktadır. Toplam kapasite ise 6 bin ton dur.

Ayrıca yan ürün olarak gübre veya hammadde/ara ürün üreten özel kuruluşlar olarak Ereğli Demir Çelik İşletmeleri, Karabük Demir Çelik İşletmeleri, İskenderun Demir Çelik İşletmeleri, Eti Bakır İşletmeleri ve Eti Bor A.Ş. bulunmaktadır.

İç piyasadaki gübre fiyatlarını, uluslararası piyasalardaki hammadde ve gübre fiyatları, döviz kurundaki değişmeler ve gübre tekellerinin kar etme istekleri belirlemektedir. Hammadde fiyatının belirlenmesinde hammadde satıcısı ülkelerin korumacılık politikaları, politik ve ekonomik tutumları etken olmaktadır.

Gübre tedarik ve pazarlamasında 1986 yılından itibaren serbestleşmeye geçilmiş olup, devletin üretici ve dağıtıcı kamu kuruluşlarına yönelik direk desteklemeleri kaldırılmıştır. Türkiye`de pazarlama aşamasında etkili olan 10 firma vardır. Pazarın yaklaşık %57`lik kısmını Toros Gübre, Tarım Kredi Kooperatifleri ve İgsaş karşılamaktadır.

TUIK verilerine göre, Şubat 2021 yılında, Türkiye`de tarımsal girdi fiyatı yıllık artışı %36,21 ve aylık artış ise %5,96 ile gübre ve toprak geliştiricilerinde olmuştur. 

Türkiye 2022 yılı Aralık ayında toplam 268 bin 992 ton üre gübresi ithal etmiştir. Bu ithalata 163 milyon 343 bin 975 dolar ödendi. 2022 yılında toplam ithalat rakamı olarak 2 milyon 367 bin 817 ton üre gübresine 1 milyar 566 milyon 154 bin 595 dolar ödemiştir.

Gübre sektöründe, 1999 Helsinki Zirvesi ile Türkiye`nin AB adaylığının kabulü sonrasındaki gelişmeler Türk tarım politikasında bir dönüm noktası olmuş, gübre destekleme politikaları da bu süreçten etkilenmiştir.

Örneğin; Ortak Tarım Politikasına uyum kapsamında; 2009 yılında kimyevi gübrelerin doğru ve etkin kullanımını sağlamak ve toprak analizini teşvik etmek amacıyla 50 dekar ve üzeri tek parsele sahip olan üreticilerin kimyevi gübre desteklemesinden yararlanabilmesi için bu parsellerde toprak analizi yaptırma şartı getirilmiştir.

Ayrıca 2002 yılına kadar uygulanan ulusal mevzuatımız bu tarihten sonra Avrupa Birliğinin gübrelerle ilgili direktiflerine uyumlu hale getirilmiştir. Bugüne kadar da birçok kez değiştirilmiştir.

Gübre Sektörünün Uluslararası Boyutu

IFA (Uluslararası Gübre Sanayi Birliği) dünya gübre sektörünü temsil eden ve sektör ile ilgili tüm faaliyetleri kapsayan ve 84 ülkeden 540 üyesi olan tek kuruluştur. Üyeleri arasında her türlü gübre, gübre hammaddesi ve ara mamul üretimi yapan ya da bunlarla ilgili eğitim faaliyetlerinde bulunan şirketlerin yanı sıra bilimsel araştırma enstitüleri ve eğitim kurumları bulunmaktadır. 

Bitki besleme konusunda uluslararası düzeyde bilimsel araştırmalar yapan IPNI (Uluslararası Bitki Besleme Enstitüsü) kuruluşunun üyesi de olan IFA, IPNI den aldığı bilgileri üyelerine aktarır. Ayrıca FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) ile de yakın iş birliği içindedir.

TAGEM`in "Gübre Sektörü Politika Belgesi" çalışmasından alıntı yaparak aktaralım:

Türkiye`de tüketilen her çeşit gübrenin hem yerli üretimi hem de tüketimini teşvik eden politikalar 1961 yılında başlamıştır.

1961 yılından itibaren gübrenin fabrika çıkış fiyatı ve çiftçilerin ödeyeceği fiyatlar, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tavsiyesiyle, hükümet tarafından tespit edilen kararnamelerle ilan edilmiştir. 1973 yılından itibaren gübre tedarik ve dağıtımında Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) ve Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş (TŞFAŞ) ‘e görev verilmiştir. Böylelikle gübre tüketimi artmıştır.

1974 yılında verimlilik artışında önemli payı olan gübre sübvansiyonu başlamıştır. Ve yaşanan petrol krizinin neden olduğu hammadde maliyeti artması gübre fiyatlarını artırmıştır. Verimliliği düşürmemek için fiyatlar düşürülerek, 1979 yılına kadar sabit tutulmuştur. Gübre talebinin yurt içi üretimle karşılanmaması sonucu yüksek fiyatla ithalat başlamış, üreticinin olumsuz etkilenmemesi için devlet sübvansiyon miktarını artırmıştır.

Ülkemizde 1986 yılına kadar gerek üretiminde gerekse tedarik ve dağıtımında kamunun egemen olduğu gübre sektörü, fiyat, dış alım ve dış satım serbestleştirilmiş ve özel sektör teşvik edilmiştir. TZDK, gübre pazarlamasında 1986 yılına kadar bir kamu tekeli konumundaydı. Sektörün serbestleşmesiyle 1998 yılından itibaren aşama, aşama özelleştirildi.

Sektörde kamuya ait iki önemli üretim birimi olan Türkiye Gübre Sanayi A.Ş ve İstanbul Gübre Sanayi A.Ş özelleştirildi. 

Sektörün özelleştirilmesi 2005 yılında tamamlanmış ve sektörde üretim tamamıyla özel sektörün eline geçerek kamunun üretici olarak varlığı sona ermiştir.

2001/ 2960 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Eylül 2001 tarihinde gübre desteklenmesine son verilmiştir. Bu tarihten 2005`e kadar 4 yıl boyunca gübreye devlet desteği verilmemiştir.

7 Eylül 2005 tarihinde yeniden destek verilmiş, 2006 yılında destek verilmemiş, 2007 yılında tekrar destek verilmeğe başlanmıştır.

Gübrede %18 olan KDV 10 Şubat 2016 tarihinde kaldırılmıştır.

1 Ocak 2018 tarihinden itibaren Gübre Takip Sistemi (GTS) devreye girmiştir.

Gübre sektöründe özetle;

Her şeyden önce toprağın doğal ve tükenmez bir kaynak olmadığı unutulmamalıdır. Bu nedenle gübrelemeyi sadece bitki besleme ve verim artırma için değil, toprak kaynağını koruyup, sürdürülebilir kalkınmaya hizmet etmek için bir araç olarak değerlendirmek gereklidir.

Ülkemizde kimyasal, organik, organomineral gübreler için bir hukuki düzenleme yapılmalıdır.

Yerli gübre sektörü, etkin dış ticaret politikalarıyla dünyada gübre sektörünü bozucu uygulamalar gerçekleştiren ülkelere karşı korunurken, fiyat, kalite ve birçok yönden dışa bağımlılığı önlemek için kamu yeniden gübre üretmeye başlamalıdır.

Sektöre yönelik gerekli araştırma ve geliştirmenin yanı sıra kontrol ve etkin denetim için kimya mühendisleri, biyomühendisler, biyoproses mühendisleri, genetik ve biyomühendisler ve polimer mühendisleri istihdamı gerektiği açıktır.

Her sektörün çoklu mühendisliği gerektirdiği anlayışı ile istihdamlarının ülke ve kendilerinin yararına olduğu gerçeği, gerek devlet kurumlarınca gerekse özel sektör yöneticilerince önemsenmelidir.

Basına ve kamuoyuna saygı ile duyurulur.

HASAN KÜÇÜK

Kimya Mühendisleri Odası 

Yönetim Kurulu Başkanı 

Okunma Sayısı: 213

Tüm Basın Açıklamaları »

 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME